İsrail' in insani yardım taşıyan gemilerdeki sivillere yönelik gerçekleştirdiği katliamın anlık bir gelişme olmadığı ortada.Taşıdığı anlam ve üreteceği sonuçlar incelikle düşünülerek atılmış planlı bir adım olduğu anlaşılıyor.
Bu olay İsrail askerlerinin bir sivil gemiye o anki kızgınlıkla yaptığı bir baskın değildir. Müslümanlar'a acımasızca saldıran bir ordu, yıllardır savaşan bir devlet, dünyanın en gelişmiş istihbarat örgütü Mossad'a sahip bir devlet, amatör olmaz.
Bu işte bir hesap var... Bir oyun var.
Bu olayın perde arkasında, Türkiye'nin Brezilya ile beraber, İran'ı ikna etmesi, uranyum anlaşmasını sağlaması yatmaktadır. İran'la Batı arasındaki nükleer anlaşmayı sağlayan Türkiye, İsrail'i rahatsız etmiştir. İran'ın uranyumu vermeyi kabul etmesi üzerine Türkiye, bir gerçeği dünya ülkelerinin yüzüne vurmaya başlamıştır: "İran BM'nin nükleer kontrolüne hazır.
Bölge barışı için başka ülkeler de bu kontrolü kabul etsin."
Bahsedilen ülke İsrail'dir...
Türkiye'nin bu tavrı İsrail'i sıkıştırmıştır. İşte bu yüzden İsrail, insani yardım konvoyuna saldırırken Türkiye'nin imajını başka bir çerçeveye taşımayı planlamıştır. İsrail dünya basınında etki yaratabildiği kalemlerle Türkiye ile İran'ı aynı çerçeveye yerleştirmeye çalışmaktadır... Eksen tartışmalarının ardında, aynı kalemler vardır. Şimdi, "İsrail'e karşı bir İslam bloku var. Türkiye de o blokta yer almıştır" tezini işlemeye çalışıyor.
* * *
"MOSSAD-KENEDY SUİKASTI-NÜKLEER İSRAİL" SİZE NEYİ HATIRLATIYOR!
ABD Başkanı Kennedy neden öldürülmüştü? İsrail'in kurucu Başbakanı David Ben-Gurion, bugünkü İsrail gizli servisi Mossad'ın ilk nüveleri olan Yahudi Ajansı'nı kurdu. Bu ajans, İsrail devletinin kurulmasında önemli faaliyetlerde bulundu.Ben Gurion, Araplar tarafından kuşatılmış küçük devletini yaşatabilmek için, nükleer bir güç haline gelmekten başka bir yolunun olmadığını düşünüyordu. Fakat bunun önünde bir engel vardı; o engel, nükleer silahların yayılmasını Amerika'nın ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu düşünen ve İsrail'in nükleer silah elde etmesine karşı çıkan Amerikan Başkanı John F. Kennedy'ydi.
Kennedy, Ben Gurion'a yazdığı sert bir uyarı mektubunda; İsrail'in nükleer programını durdurmasını istemiş, Ben Gurion da, Kennedy'ye "Genç Adam" diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştu. Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştü.
Artık Kennedy'nin etkisiz hale getirilmesi farz olmuştu. Tek bir çare gözüküyordu: Suikast.
Ben-Gurion 16 Haziran 1963'te istifa etmek zorunda kaldı. Kennedy, Ben-Gurion'un istifasından (Bu istifayı Kennedy'in baskısı sağlamıştır) sadece beş ay sonra, 22 Kasım'da, bir suikast sonucu hayatını kaybetmişti.
Bu bir tesadüf müdür?
Derin yerlerde bir suikast kararı alınır ve bu Amerikan derin devleti içindeki bağlantılarda kullanılarak gizlice uygulamaya konulur. Suç sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald'ın üzerine atılmış, delilleri bir bir yok edilmişti. Suikastı gören 57 kişi ölü bulunmuş, ölümler kaza veya intihar ile açıklanmıştı. Lee Harvey Oswald ise suikasttan iki gün sonra, mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında Yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştü.
Başkan adayı olan kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında bir genç tarafından kurşunlanarak öldürülmüştü.
Suikastın arkasında İsrail'in olduğuna ilişkin iddialar dikkatlerden kaçmadı.
Kennedy suikastinde Mossad'ın rolü ile ilgili en detaylı çalışma Amerika'lı araştırmacı Michael Collins Piper'in 1993 yılında yayınladığı "Final Judgement" isimli kitabıdır. Piper, "İsrail'in Mossad'ı, John F. Kennedy'nin hayatını sonlandıran komplonun sahne arkasındaki en önde gelen oyuncudur" diyerek, Mossad'a bu yönde talimat verildiğini kaydediyor: "Ben-Gurion'un gözünde John F.
Kennedy, Yahudi halkının ve onun aziz İsrail Devleti'nin bir düşmanıydı" diyor.
Suikast sonrası kim başkan oldu?
Kennedy'nin yardımcısı Lyndon Johnson tam bir İsrail taraftarıydı. Üstelik Kennedy ile hiç iyi geçinemiyordu. Derin İsrail'in önüne çıkan engelleri aşmak konusunda acımasız olabildiklerini görüyoruz.