CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

'Donmuş sorunlar' erimeye başladı

Eklenme Tarihi 14 Eylül 2009
Türkiye'nin donmuş sorunları erimeye başladı. Başbakan Erdoğan, arka arkaya süreçleri devreye sokuyor. Ancak süreçlerin önünde hala pek çok engel var.
2007'den bu yana siyasal sorunlarının üzerine yürüyen, askeri vesayet meselesini masaya yatıran, statüko çarkını adım adım kıran, temel hak ve özgürlükler rejimini demokratikleştiren Türkiye, şimdi, toplumsal nitelikli çatışma kaynaklarının kurutulmasına doğru hamle yapıyor.
Kürt sorunu, asker-sivil ilişkileri, laiklik ve Alevi sorunu, AB üyelik süreci, Irak'ın geleceği, Kıbrıs, Ermenistan, siyasi inisiyatif alınmayı bekliyordu. Siyasi cesaret gerekiyordu.
Bu cesareti Başbakan Erdoğan gösteriyor. Her türlü riski de göz önüne alarak.
Türkiye'nin önünün açılmaması, bölgesel bir aktör olmaması imkansız. Tarihi sorunları çözdükçe Türkiye'nin önü açılacak.

Taşlar yerine

Türkiye'de sistem kendini yeniden konumluyor. Yaşanan bu dönüşümde taşlar yerine otururken yeni ittifaklar oluşuyor.
Türkiye, tarihi dönemeçlerinden birisini daha yaşarken, siyasal ve sosyal dinamikler, çoksesliliğe yol açıyor.
Demokratik kazanımlardan geri adım atmadan, ülkenin bütünlüğüne halel getirmeden, Türk halkının çoğunluğuna "Oh" dedirtecek çözümleri bulmak yolunda ilerliyoruz.
Cumhuriyet'in, temel esaslarını koruyarak çoğulculuğun benimsemesine, bunun gerektirdiği demokratikleşme sürecinin sağlanmasına çalışıyoruz.
Türkiye, toplumsal farklılıklarla devlet arasında barışıklığı sağlıyor, reformlarını yaparken, bunların sindirilmesi için ortam yaratılıyor. Karşılıklı hoşgörü anlayışının oluşturulmasını sağlayacak gelişmelere de sorunlar karşısında kamuoyu gösterdiği tavırla destek veriyor. Siyasal partiler de buna uymak zorunda kalmaktadır.
Türkiye'nin çözüm üretme yeteneğini artırması lazım. Çözüm üretme yeteneğinin artması demek, kollektif çalışma alışkanlıklarının, dayanışmanın gelişmesi demektir.
Vatandaşlar arasındaki birbirine karşı endişeler, kaygılar, sonunda dayanışma içerisinde olması gereken kurumlara yansıyacaktır. Kurumların arasındaki gerginlikler sistemin çözüm üretme kabiliyetini ortadan kaldırıyordu, günümüzde devlet kurumları arasındaki uyum, Türkiye için bir fırsat yaratmaktadır.
Düşünün, bu ülkenin en hayati konusu tartışılıyor.
"Demokratik açılım- Kürt açılımı sorunu."
Böylesi derin toplumsal konuda Türkiye ilk kez sorunu yok saymadan, asayiş meselesi ilan etmeden, yasalara boğmadan, "çözüm arayışını diyalog, uzlaşı, mutabakat üzerinden üretmeye çalışan" bir hatta ilerliyor.
Başbakan Erdoğan "Kürt sorununu biz çözeceğiz. Bu sorunu hem Hükümet olarak biz çözebiliriz. Hem de siyasi kadro olarak ancak biz çözebiliriz ve çözeceğiz" sözleriyle kararlı olduğunu gösteriyor.
Gelen çatışma ve şehit haberleri, "Demokratik Açılım" sürecini nasıl etkiler? Şu anda hemen herkesin kafasındaki soru bu.
Ateş düştüğü yeri yakıyor. Başbakan bir taraftan bu "ateşi" durdurmak için uğraşıyor, diğer yandan sürecin devamı için tüm imkanlarını deniyor.
Bu ateşi düşürmek, her türlü siyasi çekişme ve mülahazanın üzerinde tutulması gereken bir hassasiyet olmalıdır.

Erdoğan'ın ABD temasları

Başbakan Erdoğan, bayramın ikinci gününden (21 Eylül ) itibaren bir hafta ABD'de olacak. Önce New York'taki BM Genel Kurul çalışmalarına, sonra da 24-25 Eylül 2009 tarihlerinde yapılacak G-20 Pittsburgh Zirvesi'ne katılacak.
Orada, ABD Başkanı Barack Obama ile bir görüşmesi var. Bu görüşmede Kürt açılımının, Ermenistan ile normalleşme sürecinin, ABD askerlerinin Irak'tan çekilişinin ve enerji projelerinin gündeme geleceği belirtiliyor.
Erdoğan-Baykal görüşmesi 20 veya 21 Eylül'de olabilir mi?
Başbakan dönüşte, 1 Ekim'de TBMM açılışına katılacak. 3 Ekim 2009'da AK Parti büyük kongresini yapacak.
TBMM'nin demokratik açılım ve Ermenistan protokolü üzerinde yapacağı görüşmeler Türkiye iç dinamiklerinin hassas temaslarına ve ittifaklarına yol açacak.
Ekim ayı, kader ayı olacak gibi görünüyor.