CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

"Direnç cephesi ittifakları" çöküyor

Eklenme Tarihi 15 Eylül 2010
Tarih boyunca değişimler önünde büyük engeller olduğunu görürüz. Ama hep kaybeden değişimlere karşı çıkanlar olmuştur. Geç olmuştur ama olmuştur. Geçmişte toplumsal hafızamızda iz bırakan olaylara baktığımızda, sürekli olarak, barışa ve demokratikleşmeye ve sorunların çözümüne dönük başlatılan her projeye karşı "Derin ittifak" yapılmıştır.
Tarih boyunca antidemokratik müdahalelere kılıf bulmak da zor olmamıştır. "İç ve dış mihrakların kışkırtmaları", bu bahane kalıplarından biri olarak hafızamıza kazınmıştır. Bu yolla, statükocu kadrolar hem kendilerini aklamışlar hem de 'değişim ve gelişimin' önünü kesmeye çalışmışlardır.
Millet "değişim" istiyor, bazı devlet kurumları ve onlarla ittifak yapan siyasi kuruluşlar "değişime" direniyordu. Derin yapılar, bir yandan "Kızılelma koalisyonu"nu toparlarken, diğer yandan PKK üzerinden süreci sabote etmeye çalışıyorlardı. Derin ittifaklar yaparak direnç cephesi oluşturanlar, referandum öncesi, ana gövdesini 'CHP, MHP ve DP'nin oluşturduğu "hayır cephesi" haline geldiler.
12 Eylül'de, "Artık yeter" denildi. Türk demokrasisi yeni bir kilometre taşı yarattı. Bu taş, "referandumdan önce referandumdan sonra" analizlerine sahne olacaktır.
Halkımız, devlete boyun eğen değil, devleti yöneten olduğunu fark etmeye başlamıştır. 12 Eylül'den sonra, devletin koruma mekanizması değişime eskisi kadar direnme gücü bulamayacaktır.
Tüm siyasî yolları bir şekilde elinde bulunduran statükocu zihniyeti siyasetle aşmak artık mümkün görünmektedir.

Anketleri okuyamayan muhalefet partileri

Günümüzdeki olayları ve gelişmeleri de anlatan çok anlamlı bir atasözümüz var. Dedelerimiz, büyüklerimiz, "Görünen köy kılavuz istemez" demişler. Bu atasözümüz, "Bilinen bir şeyin yapılması için fazladan herhangi bir yardım ya da çaba gerekmediğini vurgulama, her şey ayan beyan bellidir, yapılacak şey bilinmektedir, arayışa gerek yoktur, durum her ne ise ona göre davranın" manasındadır. Referandum öncesi, Amerikan PEW Araştırma Şirketi, Türkiye'nin nabzını tutmak amacıyla yaptığı araştırmanın sonuçlarını yayınlamıştı. Güven sıralamasında, Başbakan Erdoğan'a güven yüzde 55 oranında çıkmış, yüzde 71'lik oranla İç Anadolu halkı, Başbakan'a en fazla güvenen kesim görünüyordu.
Euro Barometre'nin Şubat 2010 da yaptığı araştırmada, "Erdoğan'a güven" yüzde 51 çıkmıştı. ABD'li World Public Opinion şirketince Ocak 2010'da yapılan anket, Türk halkının, Başbakan Erdoğan'a yüzde 57 oranında güvendiğini gösteriyordu.
Referandum sonuçlar, yabancı kuruluşların saptamalarını doğruladı. "Evet" diyenlerin yüzde 46,8'inin "Erdoğan için verdim" demesi, rakamların yanılmadığını gösterdi.
Bu gelişmeleri nasıl okumak lazım?
Referandum, muhalefetin uyguladığı taktiğin başarısızlığını göstermektedir.
Çünkü referandum paketinin içeriği ile uğraşmak ve bunu halka anlatmak yerine, kampanyayı kişiselleştirdiler. Erdoğan'ı hedef aldılar, yerden yere vurdular ve kavgayı direk şekilde Başbakan Erdoğan'ın kişiliği ile yaptılar.
Ne oldu? Türk milletinin şaşmaz terazisi, Erdoğan'a tam bir güvenoyu verdi.
2010 yılı içinde yapılan anketleri okumadıkları, okusalar bile gerçekleri göremedikleri ortaya çıkmadı mı?
Liderlik, halkın nabzını tutmak demektir. Geçmişin rakamlarını okuyamayanlar, geleceğin rakamlarına nasıl yön verecekler?
Osmaniye tepkisi
Osmaniye, MHP
lideri Devlet Bahçeli'nin memleketidir. Referandumda, yüzde 53,4 (Evet) yüzde 46,6 (Hayır) çıktı. Milli iradenin anlamlı bir mesajı var ortada.
Osmaniye'de, 2007 genel seçimlerinde, MHP yüzde 45 oy oranı ile 99 bin, AK Parti yüzde 38 yüzde ile 85 bin oy, CHP yüzde 9 oranla 21 bin oy aldı.
2009 yerel seçimlerinde(merkez belediye) MHP yüzde 48 oranla 47 bin oy, AK Parti yüzde 38 oranla 37 bin oy, CHP yüzde 8 oranla 6 bin oy aldı.
Osmaniye referandumda bir mesaj vermektedir. Milli irade, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin stratejisine bir tepki gösteriyor.