Tekrar hatırlayalım. Susurluk neydi? 3 Kasım 1996'da saat 19.25 sularında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazası sonucu (Devlet-Siyaset-Mafya) üçgenindeki yasadışı olayların ortaya çıkması ile patlak veren bir olay. Türkiye tarihinin en önemli skandalından biri.
Mehmet Ağar, 5 yıl kararı çıktığında açıklama yapmış ve "Benden kimse buğz etmemi (kin beslememi) beklemesin.
Ben kendimden eminim ve vicdanen rahatım" demişti.
Bu olayın önemi şuradadır.
Ağar'ın, 2 yıl cezaevinde kalıp, sonra şartlı tahliye olması ötesinde, (Devlet-siyaset-mafya) üçgenin karanlık odalarının aydınlanması için, yeni fırsatları ortaya çıkarmasıdır.
Şimdi, halkımızın karanlık bir dönemle ilgili yasadışı ilişkilerin ne olduğunu öğrenmesi ve toplumumuzun "vicdanen rahat" olmasının sağlanması zamanı tekrar gelmiştir.
ÇETELER: Türkiye'de çete konusu iki ayrı gelişme göstermiştir; birincisi Ömer Lütfü Topal organizasyonunun uluslararası ölçekte ve değerde 'mafya'laşma süreci, ikincisi silahlı faaliyetlerin dışında kalan eğitimli, saygın yani kravatlılar grubu olarak gruplaşmalardır. Ömer Lütfi Topal, yüzlerce milyar liralık gelir elde etme imkânına kavuşarak belli bir dönemde devlete sızma ve rüşvet vererek iş yaptırma seviyesinden, kamu görevlilerine artık emir verme seviyesine yükselirken öldürüldü.
Böylece Cumhuriyet tarihinin; polisten, jandarmadan, yargıdan korkmayan, bu seviyeye ulaşan bir başka grup yoktur.
YEŞİL'İN GÜCÜ: Hayri Kozakçıoğlu işaret etmektedir ki Yeşil adlı kişi Olağanüstü Hal Valilik çalışmaları için yararlı değil zararlıdır.
Ama Jandarma için, MİT için zararlı değil yararlı bir kişidir. Bu kişi o kadar yararlıdır ki polis tarafından yanlışlıkla (MİT'e gözdağı vermek için) karakola götürülüp sorgulandıktan sonra, gelip adamınızı alın denmekte ve serbest bırakılmakta, MİT'te kırılan kaburga kemiklerini tedavi ettirmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da zemin çok daha kaygandı. İtirafçılar, korucular, aşiret reisleri zaten karmaşık bir yapı oluşturuyorlardı. Ancak bu olağan fakat karmaşık görünüm içinde yer alan kurumları ve bu karmaşık yapıda gelişen bazı olayları detaye etmek gereklidir. Böylece ülkenin PKK ile mücadelesinden, Ankara ve İstanbul'a ve parasal ilişkilere uzanan bir güzergâhı görmek mümkün olacaktır. 1993'te terörle mücadelede şahinler devri başladı. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne Mehmet Ağar geldi; polis terörle mücadelede daha aktif olacak bir konuma getirildi ve Özel Harekât Timleri ön plana çıktı.
ÇİLLER'İN ETRAFI: MİT eski başkanlarından Nuri Gündeş, Başbakan İstihbarat Başmüşavirliği'ne getirilmiştir ki Nuri Gündeş'le Mehmet Eymür'ün arasında dostane olmayan bir geçmiş vardır. Ağar ise Eymür'ün yakın dostu E.Yarbay Korkut Eken'i yanına müşavir ve Özel Harekât Timlerinin eğiticisi olarak görevlendirmiştir. Böylece Başbakan'ın etrafında yepyeni ve etkili, parlak isimlerden müteşekkil bir çerçeve oluşmuştur. Eymür'ün aynı kanalı kullandığı ise yaygın bir bilgidir. Ağar, Başbakan'ın sağladığı destek ve emrindeki teşkilâtla etkili bir güce ulaşmıştır. 'Örtülü ödenek'ten de fon ayrılmıştır. MİT kendi kaynaklarından 12,5 milyon doları defaten Emniyet Genel Müdürlüğü'ne nakit olarak tevdi etmiştir (Bu ödeme, Başbakan'ın talimatıyla olabileceği için niçin verildiği konusu detaya edilmemiştir).
Başkanlığımız bu meblağın 40 - 50 milyon dolar civarında olacağı kanaatindedir.
MİT: MİT'in hangi yurtdışı proje veya eylem olursa olsun Yeşil'i birkaç defa kullanması kabul edilebilir nitelikte bir uygulama olamaz. OHAL Bölgesi'nde asayiş kolordusunun gözü önünde akla gelebilecek her türlü rezaletin yapılması ne kadar vahimse, merkezi hükümette Yeşil'in Ziraat Bankası Heykel Şubesi'nde Ahmet Demir adına açtırdığı hesabı haraç toplamak için kullanması da o kadar vahimdir. Eroin kaçakçılarının dahi bu hesaba para yatırması, Yeşil'in "yalnız yememek" mantığı ile birlikte değerlendirildiğinde akla bir tek sual gelmektedir; Yeşil kimlerle ortaktı? Kimlerle paylaşıyordu? Cevap mantıklı ve kısa olacaktır; kendisini kimler koruyor, kimler kolluyor ise...
JANDARMA: JİTEM geçmişte, çok küçük, güçsüz hatta illerdeki asayiş istihbaratı mertebesindeydi. Hulusi Sayın Paşa'nın Kurmay başkanlığı döneminde JİTEM geliştirilmiştir.
Mahalli lisanları konuşan insanlarla takviye edilmiş ve yavaş yavaş güçlenmiştir. PKK'nın 80'li yıllarda yarattığı silahlı mücadele ortamı, Jandarma İstihbaratı'nın kaynağı olmuştur. Ancak JİTEM alınan itirafçılar ve mahalli unsurlar zaman içinde başıboş ve serbest kalınca, başlı başına bir büyük problemin kaynağını oluşturmuşlardır. Binbaşı Cem Ersever, daha yüksek rütbelilerin bulunduğu bir ortamda müstakilen hareket edebilmiştir. Bu gruptan iki kişi kamuoyunda olağanüstü tanınmıştır. Birisi, Binbaşı Ersever, diğeri Mahmut Yıldırım yani Yeşil.
SONUÇ: Susurluk üzerindeki karanlığın kaldırılması, darbeler döneminin arka planını, derin devlet aygıtının ilişkiler ağını ortaya çıkaracaktır.