Batılılaşma, ittihatçıların, masonların "Yeni devlet düzeni" arayışları her yeri kapladı.
Fransızca eğitim yapan Saint Benoit, Notre Dame de Sion gibi okullara öğrenci akımı vardı.
Bu okulların tamamının denetimi de yönetimi de Fransızlar'ın elindeydi.
Sultan Abdülaziz tamamen Osmanlı'nın denetiminde olacağı bir okul için kolları sıvadı.
1868'de Mekteb-i Sultani törenle açıldı.
Tek bir amaç vardı.
Ülkesini seven ve yönetecek devlet adamları yetiştirmek.
Daha sonra bu okulun adı Galatasaray Lisesi olacaktı.
Fransızlar'ı eğittiği kişilere alternatif aydın yetiştirmek isteyen bir okul.
İmparatorluğu parçalamak isteyenlere karşı direnecek genç yöneticilere kavuşma hayalleri...
Ama aradan geçen zaman hiç de öyle olmadı.
Osmanlı'yı savaşlara sokmak, yıpratmak, parçalamak, gençleri ayaklandırmak amacıyla Masonlar ülkeyi işgal etti.
Devlet kademelerinden sokağa kadar her yere sızdılar.
Galatasaray Lisesi'nin denetimini de ele geçirdi.
İş öyle bir hale geldi ki 1927 yılına kadar bu okulda TENEFÜSLERDE BİLE TÜRKÇE KONUŞMAK yasaktı.
Türkçe'nin konuşulduğu ülkede teneffüslerinde bile Fransızca zorunluluğu getirilen bir okul vardı artık karşımızda.
Bunu ben söylemiyorum.
Galatasaray Lisesi'nin resmi internet sitesinde aynen böyle yazıyor.
Ve çok ilginçtir TÜRKÇE yasağı konan bu okuldan devleti yönetenler çıktı o dönemde.
Ve o gün bugündür aynı yönetme kültürü yüksek sesle söylenmese de içten içe birileri tarafından devam ettiriliyor.
Fenerbahçe'de Mustafa Koç ve Ali Koç çok etkin bugün.
Aynı şekilde Beşiktaş'ta Rahmi Koç'un yüksek etkinliğini bilmeyen yok.
Galatasaray denince de akla hep İnan Kıraç geliyor.
Yani Vehbi Koç'un damadı.
Ve dahi başkanı da KOÇ şirketlerinde bir dönem çalışan ve İnan Kıraç'ın işaret ettiği Ünal Aysal.
Baktığımız zaman Türkiye'nin üç büyük kulübünde perde arkasında veya önünde hep KOÇ ailesini görüyoruz.
Trabzonspor'da, Sivas veya Elazığ'da, Konya Torku'da, ne bileyim Kasımpaşa'da göremiyoruz bu aileden kimseyi.
Veya Galatasaray mezunu yöneticiişadamı pek yok Anadolu takımlarında.
Yıllardır hep kafamda sorguluyordum.
Neden hep "Büyük kulüpler" diye...
Dediğim gibi bazılarının okuduğu okullarda hep bu ülkeyi yönetme geleneği kökleştirilmişti.
Sivasspor'u yönetirsen bu ülkeyi yönetemezsin.
Ama Fenerbahçe imparatorluğu veya Galatasaray asaleti, Beşiktaşlılık köklü geleneğinin açamayacağı kapı yoktur.
Bu üç kulüp güçtür.
Takvim bir haber yaptı. "Galatasaray yönetimi Fatih Terim'i kovmadan önce Manchini ile görüştü" dedi.
Ünal Aysal yönetimi resmi bir açıklama yapıp "Yalan, yandaş medya böyle yazıyor" dedi.
Bir spor adamına ve spor kulübüne yakışmayacak sözlerdi bunlar.
Siyasetin kullandığı "Yandaş" kelimesini spor kulübüne soktu Ünal Aysal.
Ve bugünden itibaren "CANDAŞ" oldu.
Onu bu noktaya getiren cesaret, Fransızlar'ın bir zamanlar teneffüslerde Türkçe'yi bile yasaklattığı okulda yerleştirdiği devleti yönetme geleneğinin dışa tezahürü müydü acaba?
Sahi... Ünal Bey neden Candaş görünme İHTİYACI HİSSETTİ?