Eğer doğru ise bu iddia… Eyvah ki ne eyvahlık bir durum..
Türk halkı sendromdaymış.
Yani psikolojisi bozukmuş.
Bu bozuk psikoloji ile kötüyü savunmaya, ona kalkan olmaya çaba harcamış seçimde… Sendromun anlamı şu; "Birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir hastalık olarak kendilerini gösteren şikayetler ve bulgular bütünüdür."
AK Parti tam 21.5 milyon oy aldı son seçimde.
21.5 milyon insan birbiriyle ilişkisiz gibi görünse de, sandıkta bir araya geldiklerinde meğer tek bir hastalığın pençesinde bulmuş kendini… Hasta bu milletin yarısı hasta yani imiş… Kimi aptal-saptal-salak diyordu.
Kimi de "Beyinsiz" falan… Gelinen son nokta memleketin yarısı hasta… Sendrom yaşıyor, psikolojisi bozuk.
Türkiye'nin ana muhalefet lideri eğer böyle bakıyorsa bu çağda… "Bir darbe yapayım da bu 21.5 milyonu tımarhaneye kapatayım" diye hayal kuranların var olduğunu düşünmek de… Çok ama çok normal geliyor bana.
Evet evet… Bu memlekette… Bu memleketin yarısını tımarhaneye kapatmayı hayal edenler… Mutlaka vardır.
Amerikan ve İngiliz dergileri işi gücü bırakmış… Türkiye'yi yazıyor sürekli.
Tavsiyeler, öneriler.
Hatta içlerinde "CHP'ye oy verin" diye çağrı yapanlar bile var.
Ve gelinen son nokta; Amerika'nın ciddi dergilerinden Newsweek "Osmanlı İmparatorluğu ruhu yeniden canlanıyor" diyor.
ABD'nin ortadoğudan çekilmesi ile birlikte… Yerini süper güç Türkiye'nin doldurabileceğini yazıyor.
Evet içerde yaşayan kimi bu milleti hasta görüyor… Dışardan bakan kimi de Süper Güç olmaya giden memleketin evlatları.
Türkiye'deki sol memleketin gidişatını iyi anlamadıkça… Türk halkını çok iyi tanımadıkça… Sağlıklı analizler yapmadıkça… "Do re mi fa sol"un… "Sol"u kalmaya devam edecektir…
* * *
KRALİÇEYLE EVLENMEK İSTEYEN TÜRK
Bir televizyoncu dostumla muhabbet ediyorduk.
Ünlü bir sanatçıyı telefonla aramış.
Açmamış sanatçımız.
Mesaj atmış "Bir projemiz var, görüşmek istiyorum" diye… Aradan bir hafta geçmiş… Sanatçımız dönüp de "Alo" bile demeye tenezzül etmemiş. "Sanırım şimdi karnı tok" diyor dostum. "Ama bir gün düşecek ve mutlaka acıkacak" diye ekliyor.
Düşer mi düşmez mi?
Ölene kadar tok mu gezer?
Ben bilemem… Ama bildiğim bir şey var… Onun da adı "Nezaket"… Karnın tok olsa bile, seninle iş yapmak isteyene nezaketen dönersin.
İki çift laf edersin… Hollanda'da bir gurbetçimiz kraliçeye mektup yazmış. "Seninle evlenmek istiyorum" diye.
Kraliçeden yazılı cevap gelmiş; "Nazik teklifinize çok teşekkür ederim… Ama maalesef kabul edemeyeceğim.
Çünkü ben evliyim" diye…
Nezaket böyle bir şey olsa gerek.