Amerikalı bir stratejistle sohbet ettik dün. "Dünyadayaşanan tümkrizler ve savaşlarTürkiye'ye faydaolarak geri dönüyor" dedi. Hatta "Bununfarkında mısınız?" diye sordu. Sözü İsrail'e getirdi. 2.Dünya savaşı döneminde Yahudilerin dünyada kovalanan ve kaçacak yer arayan mazlum bir topluluk olarak 1948'de devlet kurduklarını hatırlattı.
"Çok kısasürede oldu bu? Kimse tahmin bile edemezdi. Ancak bugün geldiğimiz noktada yeryüzünde Siyonizm'den nefret başladı. Amerika'da oluşturulan Siyonizm hayranlığı devasa boyutlara ulaşmıştı. Şimdi büyük çoğunluk buna öfke duyuyor, nefret ediyor. Kim diyebilirdi ki bu tablo da çok kısa sürede oluşacak? Şu an İsrail ve onun sarıldığı Siyonizm eliyle tüm dünyada kurulan sistem sorgulanıyor, yargılanıyor ve mahkum ediliyor. Yani bir sistem artık çöküş dönemine girdi. Böyle dönemler bazı ülkelere fırsatlar doğurur. Bu fırsatı yakalayan birinci ülke de Türkiye. Kendisine dolaylı saldırılar yapılsa bile bundan fayda sağlayan bir başka ülke yer yüzünde yok" dedi. Adam doğru söylüyordu.
Tarih, zayıfların gözyaşlarıyla değil; krizleri zafere dönüştürmesini bilen büyük ulusların kılıcıyla yazıldı hep. Bugün Karadeniz'den Basra Körfezi'ne, Kafkaslardan Akdeniz'e kadar uzanan coğrafyada yakılan her ateş, küresel sistemin çürüdüğünü gösterirken; Türk devletinin kudretini ilan etmektedir.
Çevremizi saran bu gerilim fırtınası, zayıf devletler için bir felaket, Türkiye için ise tarihi bir hesaplaşma ve yükseliş arenasına döndü.
Rakiplerimizin çatışmalarla güç kaybettiği, sahte ittifakların çatırdayıp çöktüğü, kibirli Avrupa'nın tasfiye edilip dışlandığı bu altüst oluş çağında;
Türkiye, masada ve sahada diktiği sarsılmaz iradeyle imparatorluk köklerinden gelen o devasa gücü yeniden şahlandırmaktadır. Dünyayı saran bu büyük kargaşa, Türk milletinin bin yıllık devlet aklını ve askeri dehasını bir kez daha coğrafyaya kazımıştır.
Doğu'da ve Batı'da tırmanan her savaş, Türk savunma sanayiinin ve Mehmetçiğin bileği bükülmez gücünü dünya egemenlerinin yüzüne bir tokat gibi çarpmıştır. Artık bölgesel dengeler, küresel güçlerin vizyonuna göre değil; Ankara'nın sahadaki çelik iradesine göre şekillenmektedir. Çevremizdeki çatışmalar, Batı'nın güvenlik illüzyonunu yıkarken; Türkiye'yi geçilmez bir kale, enerji ve ticaret yollarının tek hakimi, patronu yapmıştır. Türkiye'nin rızası alınmadan atılan her adım, sahada bozguna uğramaya mahkumdur.
Etrafımızdaki kaos, eski coğrafyamızda huzuru ve adaleti tesis edecek yegane gücün Türk devleti olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Kafkasya'dan Libya'ya, Karadeniz'den Orta Doğu'ya kadar uzanan her kriz, Türk bayrağının gölgesine duyulan ihtiyacı perçinlemektedir.
Sahada elde edilen başarılar, Türkiye'yi sadece kendi sınırlarını koruyan bir ülke olmaktan çıkarıp, bölgede dengeleri değiştiren askeri bir güç haline getirmiştir.
Bırakın küresel odakların kurduğu çürük sistemler çöksün, bırakın etrafımızdaki hesaplar birbirini tüketsin! Bu kaos, paslı zincirlerin kırıldığı, eski dünyanın yıkılıp Türk asrının başladığı kutlu bir dönüm noktasıdır. Türkiye, etrafındaki ateşi bir tehdit olarak değil; kendi tarihi misyonuna yürüdüğü yolda bir meşale olarak kullanmaktadır. Küresel güç merkezlerini dize getirerek şanlı geleceğine emin adımlarla yürümektedir.
Etrafımızdaki kaos, eski imparatorluk coğrafyamızda Türkiye'nin koruyucu ve düzen getirici gücüne olan ihtiyacı yeniden doğurmuştur. Orta Doğu'dan Kafkaslara, Asya'ya ve Afrika'ya kadar atılan her kararlı adım, Türkiye'nin kendi hinterlandında söz sahibi mutlak bir aktör olduğunu kanıtlamaktadır. Dünya düzeninin çatırdadığı, eski dengelerin yıkıldığı bu hamle çağında; yaşanan her kriz, Türkiye'nin merkez ülke konumunu perçinlemekte ve oyun kurucu rolünü pekiştirmektedir. Küresel aktörlerin bocaladığı, Doğu ve Batı bloklarının çatışmalarla enerjisini tükettiği ve birbirinden koptuğu her an bölgedeki jeopolitik güç terazisini, tam ortadaki Türkiye lehine avantaja çevirmektedir.
Yaşanan son savaşlar, küresel tedarik zincirlerinin ve enerji hatlarının güvenliği konusunda Türkiye'yi tek güvenli liman yapmıştır. Batı'nın güvenlik mimarisi çökerken, Ankara'nın masadaki ve sahadaki ağırlığı olmadan hiçbir bölgesel denklemin kurulamayacağı netleşmiştir.
O yüzden İsrail ve Batı basında sürekli çıkan "Hersavaşta ve gerilimdekazanan Türkiyeoluyor" şeklindeki analizler, ABD'li stratejistin benzer söylemleri boşuna değildir. Birbirlerini yiyorlar, Türkiye kazanıyor ve daha da güçleniyor. Bin yıl önce Malazgirt'le şahlandık, yüz yıl önce fitnelerle çökertildik, yüz yıl sonra şahlanış tekrar başlıyor inşallah.