26 Ağustos Malazgirt Savaşı ve destanının yıl dönümünü kutlayacağız. Bugün Türkiye 1071 vizyonu ile dünyanın her köşesinde muazzam diplomatk, askeri ve ekonomik hamleler yaparken bunda Sultan Alparslan'ın dehası ve müthiş stratejileri önemli rol oynamaktadır. Sürekli "Devlet aklı"ndan bahsediyoruz. Ancak bunun anlatımında eksik kalıyoruz. Peki nedir bu "Devlet aklı?" Bu soruya cevap vermeden önce haydi gelin bir yolculuğa çıkalım ve "Sultan Alparslanaklı"nı okuyalım önce... 1071 Malazgirt Savaşı öncesinde Bizans ordusunun sayıca çok üstün olduğunu gören Alparslan, cuma günü askerlerinin önüne beyaz bir elbise ile çıkar.
"Eğer şehit olursam bu benim kefenim olsun." diyerek atının kuyruğunu kendi eliyle bağlar. Türk geleneğinde savaşa sonuna kadar hazır oluş simgesidir bu. Malazgirt'te esir alınan Bizans İmparatoru Romen Diyojen huzura getirildiğinde Alparslan onu cezalandırmak yerine nezaketle karşılar.
"Ben senin eline esir düşseydim ne yapardın?" diye sorar. Diyojen: "Muhtemelen seni kırbaçlatır veya öldürtürdüm." diyerek cevap verir. Sultan Alparslan ise "Benim sana vereceğim ceza ise çok daha ağır; seni affediyorum." karşılığını verip sevgi ve saygı gösterir. Yanına oturtup, barış antlaşması imzaladıktan sonra cebine harçlık koyup muhafızlar eşliğinde ülkesine uğurlar. Hatta savaşta çizmelerini kaybeden Bizans kralına altın ayakkabı bile giydirir.
Geçilemez denilen, surlarıyla ünlü Hristiyan kalesi Ani'yi fethettiğinde Abbasi Halifesi kendisine "Ebu'l- Feth" yani "Fetihlerin Babası" unvanını verir.
Sağlam surları yıkmak için mühendislere özel mancınıklar tasarlatmış ve kuşatma stratejisiyle Hristiyan dünyasında derin bir etki bırakmıştır.
Bir sefer sırasında Alparslan'ın ordusu mola vermişken, casuslar düşman birliğinin gece baskını yapacağını haber verir. Alparslan panik yaşamak yerine askerlerine gece boyunca yaylarının iplerini gevşetmelerini emreder. Nedenini anlayamayan komutanlarına şöyle der: "Gece nemli havada gergin kalan yay ipleri esner ve sabah ilk ok atışında kopar." Baskını püskürten Selçuklu ordusu, sabah karşı atağa geçtiğinde düşmanın yay ipleri nemden kullanılmaz hale gelmişken, Alparslan'ın askerleri yaylarını kolayca gerip düşmanı mağlup eder. İşte Devlet Aklı da tam burada başlar.
Bugün tıpkı Sultan Alparslan gibi "Kefenimi giydim" diyen ve her fırsatta ölümde korkmadığını söyleyen bir lider tarafından yönetiliyoruz. Sultan Alparslan tüm Hristiyan dünyasına parmak ısırtan mancınıkları mühendislerine yaptırırken, Erdoğan da yüzbinlerce Türk mühendisini kucakladı. Bin yıl önce mancınıklar üretilip, yaylar gerilirken bugün Türk mühendisleri savunma sanayiinde destan yazıyor, insansız hava araçlarımızdan füzelerimize kadar her alanda gece gündüz çalışan Türkiye Batı'da sinirleri geriyor. "Kim durduracak bu Türkleri" sorusu her gün Batı medyasından taşıyor.
Sultan Alparslan, gazaplandığında veya diplomatik mesaj vermek istediğinde ilginç bir sembolizm kullanırdı. Komşu devletlerden birinin elçisini kabul ettiğinde eline bir ok ve bir yay alırdı. Yayı ortadan ikiye kırar, oku da parça parça ederdi. Sonra elçiye dönüp "Hükümdarına söyle; barış isterse yay gibi bütün kalırız, savaş isterse bu ok ve yay gibi onları parçalarız." derdi. Bir sözlü görsel şovu, elçinin ülkesine dönüp savaştan vazgeçilmesini sağlamasına yetmiştir.
Erdoğan da "Dünya 5'ten büyüktür" söylemi, Davos'taki "One Minute" çıkışıyla ok ve yayı kırmış, uluslararası krizlerde sergilediği kararlısert- tavizsiz üslubu ile tüm yeryüzüne mesajlar vermiştir. Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması, Filistin ve Doğu Akdeniz gibi konulardaki söylemleriyle İslam dünyasında koruyucu ve birleştirici bir lider, aynı zamanda tüm mazlum halklarda bir umut olmuştur. Alparslan avlanmayı sever ve bir tatbikat olarak görürdü. Bir gün av sırasında doğanının şahin tarafından avlandığını görünce atını durdurup uzun süre düşünceye daldı. Yanındakiler ne olduğunu sorduğunda: "Aklıma şu geldi; gücüne güvenen doğan, kendinden büyük şahine yem oldu. Devletler de böyledir. Küçük bir güce güvenip böbürlenen her hükümdar, gün gelir kendinden büyük bir gücün avı olur." diyerek devlet aklını özetledi. Bugün cücük kadar İsrail'in böbürlenmesine, ahmakça provokasyonlarına bu gözle bakan bir yönetim anlayışımız var. Sabırla giden Devlet aklı, tıpkı bir şahin gibi uygun zamanı bekliyor.
Tıpkı Sultan Alparslan gibi atının kuyruğunu bağlıyor. Bir gün gelecek dünyanın değişen şartlarını göremeyen, "Devlet Aklı"na sahip Büyük güce av olan bir cücük İsrail'e tanıklık edeceğiz. Malazgirt destanımız kutlu olsun.