Sosyal medyaya yaş sınırı ve kısıtlama geliyor! Uzman isim yeni dönemi anlattı
Türkiye’de çocuk ve gençlerin sosyal medya kullanımına yönelik yeni yönetmelik 1 Kasım 2026’da yürürlüğe giriyor. 15 yaş altına yasak getirilirken, 15-18 yaş grubuna sonsuz kaydırma, canlı yayın ve reklam kısıtlaması uygulanacak. TAGEV Eğitim Araştırma Direktörü ve SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan yeni dönemin tüm merak edilenlerini açıkladı.
15 yaş altındakilere sosyal ağ hizmeti yasağı, 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklara ise yeni kısıtlamalar geliyor. Sonsuz kaydırma, canlı yayın, kişiselleştirilmiş reklam ve yabancılardan mesaj alma gibi özelliklere sınırlama getirilirken ebeveynlere ekran süresi ve harcama kontrolü imkanı sağlanacak. Türkiye Aydın Gençler Eğitim Vakfı (TAGEV) Eğitim Araştırma Direktörü ve SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, düzenlemenin uygulanmasından yaş doğrulamada veri güvenliğine, küresel platformların sorumluluğundan ailelerin rolüne kadar merak edilenleri anlattı.
Türkiye'de çocukların sosyal medya kullanımına yönelik yeni düzenleme, 1 Kasım 2026'da yürürlüğe girecek. 10 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmeliğe göre sosyal ağ sağlayıcıları, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak. 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış gençler içinse yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun, farklı güvenlik kuralları içeren bir hizmet sunulması öngörülüyor.
Sosyal medya kullanımına yönelik yeni düzenleme, 1 Kasım 2026'da yürürlüğe girecek (Foto: Takvim Foto Arşiv)
Düzenleme yalnızca yaş sınırı getirmekle kalmıyor, sosyal medya platformlarının tasarımından mesajlaşma özelliklerine, reklam politikalarından ebeveyn denetimine kadar uzanan bir dizi yükümlülüğü de kapsıyor. Gençlerin hesaplarının varsayılan olarak gizli olması, canlı yayın yapamamaları, sonsuz kaydırma temelli içerik akışlarının sınırlandırılması ve davranışlarına dayalı kişiselleştirilmiş ticari reklamlara kısıtlama getirilmesi öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Peki yaş doğrulama sistemi nasıl işleyecek? Çocukların kişisel verileri nasıl korunacak? VPN veya başkasının hesabını kullanmak düzenlemeyi etkisiz hale getirebilir mi? Küresel platformlara uygulanacak yaptırımlar yeterli olacak mı?
Prof. Dr. Levent Eraslan, düzenlemeyi dijital güvenlik, mahremiyet, eğitim ve çocukların dijital dünyada bilinçli bireyler olarak yetişmesi açısından Takvim.com.tr'ye değerlendirdi.
TAGEV Eğitim Araştırma Direktörü ve SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan
YAŞ DOĞRULAMA SİSTEMİ NASIL İŞLEYECEK?
Yönetmelikte yaş doğrulamasının e-Devlet Kapısı üzerinden oluşturulacak bir belirteçle yapılması öngörülüyor. Ancak kullanıcının bu belirteci hangi ekranlardan alacağı, platforma hangi teknik adımlarla aktaracağı ve bütün platformlarda aynı belirtecin kullanılıp kullanılmayacağı gibi uygulama ayrıntılarının kesinleşmiş bilgi olarak sunulmaması gerekiyor.
Eraslan, yaş doğrulama ile dijital kimliğin korunmasının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ona göre sistemin aileler açısından kolay, güvenli ve anlaşılır olması; her platform için ayrı ayrı belge veya işlem gerektirmemesi önemli.
Eraslan, ideal modeli şöyle anlatıyor:
"İdeal modelde kişi, e-Devlet üzerinden yaşını doğrular; sistem yalnızca gerekli yaş eşiğinin aşılıp aşılmadığını gösteren, güvenli ve doğrulanabilir bir belirteç üretir. Platform da bu belirteci doğrulayarak uygun hizmet kategorisini açar."
Eraslan, teknik uygulamanın tek belirteçle mi yoksa platforma özgü belirteçlerle mi gerçekleştirileceğinin ayrıca açıklığa kavuşturulması gerektiğine dikkat çekiyor. Her hizmet için ayrı bir doğrulama sürecinin hem bürokratik yükü artırabileceğini hem de hata ihtimali doğurabileceğini ifade ediyor.
Eraslan'ın bu konudaki temel yaklaşımı ise açık:
"Çocuk dijital dünyaya girerken kimliğini herkese açmak zorunda kalmamalı; platform yalnızca hizmet sunmak için ihtiyaç duyduğu asgari bilgiyi öğrenmelidir."
Eraslan konuya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu (Foto: Takvim Foto Arşiv)
ÇOCUKLARI KORUYAN SİSTEM GÖZETİME DÖNÜŞMEMELİ
Yaş doğrulama sisteminin güvenilirliği kadar, topladığı bilgileri nasıl işlediği de önem taşıyor. Eraslan, çocukları korumak amacıyla kurulan bir altyapının yeni bir gözetim mekanizmasına dönüşmemesi gerektiğini vurguluyor.
Uzmanın önerdiği temel güvenceler arasında veri minimizasyonu, kriptografik doğrulama, kullanım amacının sınırlandırılması, güvenli saklama ve silme, bağımsız denetim ile yanlış yaş tespitlerine karşı itiraz ve düzeltme hakkı bulunuyor.
Buna göre platformların doğum tarihi, T.C. kimlik numarası veya açık kimlik bilgileri yerine yalnızca gerekli yaş eşiğinin karşılanıp karşılanmadığına ilişkin sonucu görmesi hedeflenmeli.
Doğrulama verileri reklam hedefleme, davranış profili oluşturma veya ticari veri tabanı geliştirme amacıyla kullanılmamalı. Kayıtlar gereğinden uzun süre saklanmamalı, verilere erişimler kayıt altına alınmalı ve sistem denetime açık olmalı.
Eraslan, farklı platformlardaki hesapların tek bir kullanıcı profili altında birleştirilmesini önlemek için de şu güvenceyi öneriyor:
"Mümkünse her platformda kullanıcıyı aynı kişi olarak izlemeye yarayan ortak bir belirteç yerine, platformlar arasında ilişkilendirilemeyen belirteçler kullanılmalıdır."
Uzman, yetişkin bir kullanıcının yanlışlıkla çocuk olarak değerlendirilmesi veya yaşın hatalı tespit edilmesi durumunda da erişilebilir bir düzeltme mekanizmasının bulunması gerektiğini belirtiyor. Eraslan'a göre dijital güvenlik yalnızca çocukların davranışlarını denetlemekle sağlanamaz; çocukların verilerini işleyen kurumların da hesap verebilir olması gerekir.
VPN VE SAHTE HESAPLAR YASAĞI DELER Mİ?
VPN kullanımı, sahte yaş beyanı veya bir yetişkinin hesabına erişim, yaş kısıtlamalarının uygulanmasını zorlaştırabilecek yöntemler arasında yer alıyor. Bunlar, konuya ilişkin en çok merak edilen hususlar arasında bulunuyor.
Ancak bu ihtimaller, düzenlemenin bütünüyle etkisiz kalacağı anlamına gelmiyor.
VPN, internet bağlantısının görünen konumunu değiştirebilir ancak kişinin gerçek yaşını kanıtlamaz. Güvenilir bir yaş doğrulama mekanizması karşısında yalnızca doğum tarihini değiştirmek de yeterli olmamalı. Buna karşılık aile bireylerinin veya başka yetişkinlerin hesaplarının ortak kullanılması, daha güç bir denetim sorunu oluşturabilir.
15 yaş sınırına değindi (Foto: Takvim Foto Arşiv)
Eraslan, teknik sınırları şöyle açıklıyor:
"Platformların bir kişinin gerçek yaşını her koşulda ve yüzde yüz kesinlikle belirlemesi teknik olarak mümkün değildir. Belge temelli doğrulama, güvenilir elektronik belirteçler ve risk odaklı ek kontroller bu belirsizliği azaltabilir; fakat hiçbir sistem bütün dolanma yollarını ortadan kaldırmayı garanti edemez."
Bu nedenle düzenlemenin başarısını yalnızca kaç hesabın kapatıldığı üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Çocukların zararlı içeriklere, siber zorbalığa ve çevrim içi istismara maruz kalma düzeyi ile davranışsal bağımlılık riski taşıyan tasarımlarla karşılaşma sıklığı da izlenmeli.
Eraslan'a göre teknik denetim ile eğitim birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı. Dijital rüşt, yalnızca çocuğun sisteme girememesi değil, dijital ortamda kendisini koruyabilme kapasitesinin gelişmesi anlamına da geliyor.

15 YAŞINI DOLDURMUŞ ÇOCUKLARI BEKLEYEN YENİ KURALLAR
Düzenleme, 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış gençler için sosyal medya kullanımını tamamen yasaklamak yerine farklı güvenlik kuralları getiriyor. Bu yaş grubunda hesapların varsayılan olarak gizli olması, canlı yayın özelliğine kısıtlama getirilmesi, ekran görüntüsü alınmasını önlemeye yönelik teknik tedbirler ve sonsuz kaydırma temelli içerik sunumlarının sınırlandırılması öne çıkıyor.
SONSUZ KAYDIRMAYA SON
Reels, Shorts ve TikTok benzeri hizmetlerde içeriklerin kaydırma, tıklama veya otomatik sunum yoluyla aralıksız biçimde kullanıcıya gösterilmesi, düzenlemenin dikkat çeken konularından biri. Amaç, gençlerin bir içerikten diğerine geçerek farkında olmadan uzun süre ekran başında kalmasını teşvik eden tasarımları sınırlamak.
Eraslan, sosyal medya deneyiminde daha kapsamlı bir değişim ihtimaline dikkat çekiyor:
"Bugüne kadar sosyal medya platformları çoğunlukla kullanıcının dikkatini mümkün olduğunca uzun süre elde tutma mantığıyla çalıştı. Çocuğun dikkati ekonomik bir değere, çevrim içi davranışları ise ticari olarak işlenebilen bir kaynağa dönüştürüldü."
Eraslan, yeni kuralların çocukların tanımadıkları kişilerle karşılaşma ve istenmeyen iletişim kurma ihtimalini azaltabileceğini, algoritmaların onları belirli içerik döngülerine sürüklemesini sınırlayabileceğini değerlendiriyor. Sürekli yeni içerik sunan ve durmayı güçleştiren tasarımlar yerine, kullanıcıların harcadıkları zamanı fark edebilecekleri bir deneyimin önemini vurguluyor.
Ancak sonsuz kaydırmanın sınırlandırılması tek başına sosyal medya bağımlılığını ortadan kaldırmayacak.
Bildirimler, otomatik oynatma, ödül beklentisi, sosyal onay ihtiyacı ve içerik öneri sistemleri de kullanım alışkanlıklarını etkiliyor. Bu nedenle düzenlemenin sonuçlarının bağımsız araştırmalarla ölçülmesi gerekiyor.
Eraslan'ın hedeflediği değişim, çocukların algoritmaların peşinden sürüklenen kullanıcılar olmaktan çıkarak dijital dünyada bilinçli tercihler yapabilmesi:
"Çocuk, algoritmanın peşinden sürüklenen bir kullanıcı değil; dijital dünyada bilinçli tercihler yapabilen bir özne olmalıdır."
CANLI YAYIN, MESAJLAŞMA VE GİZLİLİK AYARLARI DEĞİŞİYOR
15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış gençlere yönelik kurallar, onların yalnızca hangi içerikleri göreceğini değil, platformlarda nasıl iletişim kuracağını da etkiliyor.
Düzenleme kapsamında bu yaş grubuna canlı yayın hizmeti sunulmaması ve mesajların okunup okunmadığını gösteren "görüldü" bilgisinin sınırlandırılması öngörülüyor. Gençlerin yalnızca takip ettikleri hesaplardan mesaj alabilmesi de yabancılarla istenmeyen iletişimi azaltmaya yönelik önlemler arasında bulunuyor.
Hesapların varsayılan olarak gizli olmasıyla paylaşımların herkes tarafından görülmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Telefon rehberinin eşleştirilmesi ve kullanıcıların başka kişilere otomatik olarak önerilmesi gibi özelliklere yönelik kısıtlamalar da gençlerin tanımadıkları kişiler tarafından keşfedilmesini zorlaştırmayı amaçlıyor.
Ekran görüntüsü alınmasını önlemeye yönelik teknik tedbirler de yeni kurallar arasında yer alıyor. Bununla birlikte bu önlemler, başka bir cihazla ekranın fotoğrafının çekilmesi gibi bütün olasılıkların teknik olarak imkansız hale getirildiği şeklinde yorumlanmamalı.
KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ REKLAMLARA KISITLAMA
Yeni kuralların bir diğer ayağını, gençlerin davranışlarına ve kullanım alışkanlıklarına dayalı kişiselleştirilmiş ticari reklamlar oluşturuyor. Amaç, çocukların çevrim içi davranışlarından hareketle oluşturulan profillerin reklam hedeflemesinde kullanılmasını sınırlandırmak.
Eraslan, sosyal medya platformlarının yalnızca iletişim ve içerik paylaşım alanları olmadığını; kullanıcıların dikkatini ve davranışlarını analiz eden sistemler olarak da çalıştığını belirtiyor. Bu nedenle çocukların güvenliği değerlendirilirken yalnızca zararlı içeriklere erişimin değil, algoritmaların ve ticari tasarımların etkisinin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
Uzmanın yaklaşımına göre yaşa uygun koruma, çocukların kişisel verilerinin gereksiz yere toplanmasını ve bu veriler üzerinden davranış profilleri oluşturulmasını önleyen bir anlayışla desteklenmeli.
Ebeveynlere tavsiyelerde bulundu (Foto: Takvim Foto Arşiv)
EBEVEYNLERE EKRAN SÜRESİ VE HARCAMA KONTROLÜ
Yönetmelik, sosyal ağ sağlayıcılarına yönelik yükümlülüklerin yanı sıra ebeveynlerin çocuklarının hesaplarını daha yakından yönetebilmesini sağlayacak kontrol mekanizmalarını da kapsıyor.
Bu mekanizmalarla ekran süresinin izlenmesi ve sınırlandırılması, kullanım raporlarının görülmesi, ücretli işlemler için ebeveyn onayı alınması ve harcama limitlerinin belirlenmesi öngörülüyor. Konum paylaşımı ve hesap ayarları üzerindeki denetim de ebeveyn kontrolünün başlıkları arasında bulunuyor. Çocuğun bu kontrolleri aileden habersiz biçimde devre dışı bırakmasını önlemeye yönelik tedbirler de önem taşıyor.
Eraslan, ailelerin süreci yalnızca yasak koyarak yürütmemesi gerektiğini belirtiyor. Hesap ayarlarını birlikte gözden geçirmek, çevrim içi riskleri konuşmak ve ekran süresi, gece kullanımı, mahremiyet ile harcamalar konusunda ortak kurallar oluşturmak önemli.
Uzman, çocukların sosyal medyayı arkadaşlık kurdukları, kendilerini ifade ettikleri ve ait hissettikleri bir alan olarak görebileceğini hatırlatarak ailelere şu mesajı veriyor:
"Bu düzenleme seninle bizim aramızda bir mücadele değil. Bizim görevimiz seni dijital dünyadan bütünüyle uzaklaştırmak değil, orada güvende olmanı sağlamak. Birlikte hem haklarını hem de sorumluluklarını öğrenebiliriz."
Eraslan'a göre çocukların dijital dünyada korkuyla değil, anlayarak ve sorumluluk geliştirerek ilerlemesi gerekiyor. Aile içinde ekran süresi, gece telefon kullanımı, yemek sırasında cihazların bırakılması, kişisel bilgilerin paylaşılmaması ve çevrim içi harcamalar konusunda ortak kurallar belirlenmesi de bu sürecin bir parçası olmalı.
HESABI KAPATILAN KULLANICIYA İNSAN İNCELEMESİ
Yaş doğrulama sisteminde hata yapılması veya bir hesabın yanlış değerlendirilmesi ihtimali, düzenlemenin uygulanmasında dikkat edilmesi gereken konular arasında yer alıyor.
Bu nedenle yaş doğrulama, hesabın askıya alınması veya kapatılması gibi kararlara itiraz edilebilmesi önem taşıyor. Yönetmelik kapsamında itirazların yalnızca otomatik sistemlerle değerlendirilmemesi, anlamlı bir insan incelemesine tabi tutulması öngörülüyor.
Böylece yanlış yaş tespiti veya hatalı hesap kapatma kararlarının düzeltilmesi için kullanıcıların başvurabileceği bir yol oluşturulması amaçlanıyor.
Eraslan'ın yaklaşımına göre itiraz hakkı yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalı. Başvuruların ne kadar sürede yanıtlandığı, hatalı kararların ne ölçüde düzeltildiği ve sürecin kullanıcılar açısından ne kadar erişilebilir olduğu da değerlendirilmelidir. Yaş doğrulama sisteminin güvenilirliği, yalnızca doğru kişiyi doğru yaş kategorisine yerleştirmesiyle değil, hata yaptığında bunu düzeltebilmesiyle de ölçülmeli.
Sosyal medya mecralarını tek tek değerlendirdi (Foto: Takvim Foto Arşiv)
YOUTUBE, DISCORD, ROBLOX VE WHATSAPP NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ?
Dijital platformların çocuklar açısından oluşturduğu riskler aynı değil. Eraslan, değerlendirmede platformların isimlerinden çok işlevlerinin ve çocukları karşı karşıya bıraktıkları risklerin dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Uzmanın dikkat çektiği başlıca farklılıklar şöyle:
Eraslan, bu hizmetlerin tümünün hukuken aynı kategoriye girdiğinin varsayılmaması gerektiğini de vurguluyor. Her hizmetin kapsamı, hukuki niteliği ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Uzmanın önerisi, platformların adından bağımsız olarak risk temelli bir çocuk koruma politikası geliştirilmesi. Çocuklara yalnızca hangi uygulamaları kullanamayacaklarının anlatılması yeterli değil; oyun içi satın almaların, yabancılarla iletişimin, özel mesajların, içerik paylaşımının ve dijital itibarın sonuçlarını da öğrenmeleri gerekiyor.
TEKNOLOJİ DEVLERİNE YAPTIRIMLAR YETERLİ OLACAK MI?
Düzenlemenin etkisi, sosyal ağ sağlayıcılarının yeni kuralları ne ölçüde uyguladığıyla yakından ilişkili. Para cezaları ve bant genişliğinin daraltılması gibi yaptırımlar, yükümlülüklerini yerine getirmeyen şirketler açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
Eraslan, yaptırımların caydırıcılığının yalnızca ceza miktarına bağlı olmadığını belirtiyor. İhlallerin tespit edilme ihtimali, kuralların tutarlı biçimde uygulanması ve yaptırımın şirket açısından oluşturduğu ekonomik maliyet de belirleyici.
Türkiye gibi ulusal düzenlemeler yapan ülkelerle küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji şirketleri arasında güç farkı bulunuyor. Farklı ülkelerde farklı hizmet ve veri altyapıları kullanan şirketlerin denetlenmesi, teknik uygulama kapasitesi ve hukuki uyuşmazlıklar süreci zorlaştırabiliyor.
Eraslan, devletin çocukları korumak için kuralları koyması ve uygulaması, platformların ise bu kurallara uygun tasarım ve hizmet sunması gerektiğini belirtiyor. Ancak sorumluluğun yalnızca ailelere ve çocuklara yüklenemeyeceğini vurguluyor.
Uzmanın bu konudaki uyarısı şöyle:
"Yaptırım tek başına bir eğitim politikası değildir. Bir platforma ceza kesmek, çocuğa dijital manipülasyonu tanımayı öğretmez. Bir hesabı kapatmak, çocuğa siber zorbalıkla nasıl başa çıkacağını kazandırmaz." Bu nedenle para cezaları ve teknik yaptırımların dijital okuryazarlık, öğretmen eğitimi, ebeveyn desteği ve bağımsız etki değerlendirmeleriyle desteklenmesi gerekiyor. Çocukların güvenliği piyasa koşullarına bırakılmamalı; devletin müdahalesi de şeffaflık, ölçülülük ve hesap verebilirlik ilkeleriyle yürütülmeli.
Eraslan dört unsura değindi (Foto: Takvim Foto Arşiv)
DÜNYADA TEK BİR SOSYAL MEDYA MODELİ YOK
Çocukların dijital güvenliğini sağlamaya yönelik uygulamalar ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Ülkeler yaş sınırları, ebeveyn izni, yaş doğrulama, platform tasarımı ve çocuklara yönelik özel güvenlik yükümlülükleri konusunda farklı tercihler yapıyor.
Türkiye'nin 15 yaş altına sosyal ağ hizmeti sunulmaması ve 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklar için farklılaştırılmış hizmet yaklaşımı, çocukların korunmasını yalnızca ailelerin tercihine bırakmayan bir düzenleme çizgisinde yer alıyor.
Ancak Eraslan'a göre uluslararası örneklerden çıkarılacak en önemli ders, yaş sınırlarının tek başına yeterli olmadığı. Kısıtlamalar çocukların farklı platformlara, denetimi daha güç iletişim alanlarına veya yaş doğrulamasının daha zayıf olduğu hizmetlere yönelmesine neden olabilir. Bir platformdan uzaklaşmak, çocuğun çevrim içi risklerden bütünüyle kurtulduğu anlamına gelmez.
Eraslan, etkili bir politika için dört unsurun birlikte işlemesi gerektiğini belirtiyor: yaşa uygun erişim kuralları, çocukların güvenliğini esas alan platform tasarımları, ailelerde ve okullarda dijital okuryazarlık eğitimi ve uygulamaların sonuçlarını düzenli olarak ölçen bağımsız değerlendirmeler.
Bu nedenle ülkelerin yaklaşımları yalnızca yasakların sertliği üzerinden karşılaştırılmamalı. Hangi modelin çocukların güvenliğine, gelişimine ve dijital özerkliğine daha fazla katkı sağladığı da incelenmeli.
ÖĞRETMEN EĞİTİMİ VE DİJİTAL OKURYAZARLIK ŞART
Eraslan, çocukları dijital dünyada korumak için yasakların ve yaptırımların yanında eğitim politikalarının da geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Çocukların hangi uygulamaları kullanamayacağını bilmesi kadar, karşılaştıkları bir içeriğin güvenilir olup olmadığını değerlendirebilmesi, çevrim içi taciz veya zorbalıkla karşılaştığında yardım isteyebilmesi ve kişisel bilgilerini koruyabilmesi de önem taşıyor.
Bu süreçte öğretmenlerin dijital güvenlik konusunda eğitilmesi, ailelerin desteklenmesi ve çocuklara çevrim içi riskleri tanımayı öğreten çalışmaların yaygınlaştırılması gerekiyor. Çocukların algoritmaların nasıl çalıştığını, yanlış bilginin nasıl yayıldığını ve dijital manipülasyonun nasıl anlaşılabileceğini öğrenmesi de dijital okuryazarlığın parçası.
Eraslan'a göre düzenlemenin başarısı yalnızca kapatılan hesaplar veya uygulanan cezalar üzerinden ölçülmemeli. Çocukların güvenliğinde, dijital iyi oluşunda ve bilinçli karar verme becerilerinde ne tür değişiklikler yaşandığı da araştırılmalı. Bu değerlendirmeler, çocukların mahremiyetini ihlal etmeden ve bağımsız biçimde yürütülmeli.
31 MART 2027 SONRASI BAŞARI NASIL ÖLÇÜLECEK?
Mevcut hesapların yaş doğrulama sürecinin 31 Mart 2027'ye kadar tamamlanması öngörülüyor. Ancak bu tarihe kadar kaç hesabın doğrulandığı veya kapatıldığı, düzenlemenin çocukları ne ölçüde koruduğunu anlamak için tek başına yeterli olmayacak.
Eraslan, beş temel göstergenin birlikte değerlendirilmesini öneriyor:
Erişim güvenliği: Yaş sınırına aykırı hesap açma girişimleri ve bunların ne ölçüde önlendiği.
Zararlı içeriklere maruz kalma: Çocukların şiddet, istismar, siber zorbalık ve diğer riskli içeriklerle karşılaşma sıklığı.
Dijital iyi oluş: Ekran süresi, gece kullanımı, uyku düzeni ve kontrolsüz kullanım davranışlarındaki değişimler.
Mahremiyet ve güvenlik: İstenmeyen mesajlar, kişisel veri ihlalleri ve çevrim içi taciz gibi risklerin düzeyi.
Dijital rüşt: Yanlış bilgiyi ayırt etme, kişisel verileri koruma, manipülasyonu tanıma ve riskli durumlarda yardım isteme becerileri.
Yaş doğrulama sistemini değerlendirdi (Foto: Takvim Foto Arşiv)
Bu göstergelerin farklı yaş grupları ve toplumsal koşullar dikkate alınarak incelenmesi gerekiyor. Büyük şehirlerdeki çocuklarla dijital erişim ve destek olanakları daha sınırlı bölgelerde yaşayan çocukların deneyimleri aynı olmayabilir. Değerlendirmelerin çocukların mahremiyetini koruyan yöntemlerle ve bağımsız araştırmalarla yapılması önem taşıyor.
Eraslan'ın başarı ölçütü ise hesap sayılarından daha geniş bir soruya dayanıyor:
"Benim temel ölçütüm şudur: 31 Mart 2027'de kaç hesabın kapandığından çok, 1 Nisan 2027'de çocukların dijital dünyada ne kadar daha güvende olduğu sorulmalıdır." Bir düzenleme erişimi azaltabilir; ancak çocukların güvenliğini, bilgi değerlendirme becerisini ve dijital özerkliğini geliştirmiyorsa eğitim politikası açısından eksik kalabilir.
YAŞ DOĞRULAMA BAŞKA ALANLARA YAYILIRSA NE OLACAK?
Yaş doğrulama teknolojileri gelecekte çevrim içi oyunlar, dijital içerikler, e-ticaret ve yaş şartı bulunan başka hizmetlerde de kullanılabilir. Ancak bir teknolojinin farklı alanlarda kullanılabilir olması, kullanımının sınırsız biçimde genişletilmesini haklı çıkarmıyor.
Eraslan, yaş doğrulama ile kişinin dijital hayattaki bütün hareketlerinin izlenmesinin birbirinden ayrılması gerektiğini vurguluyor. Bir hizmete erişim için yaş şartının karşılanıp karşılanmadığını doğrulamak, kullanıcının hangi uygulamaları kullandığını, ne izlediğini veya kimlerle iletişim kurduğunu merkezi bir sistemde toplamak anlamına gelmemeli.
Uzman, yaş doğrulama altyapısının genişlemesi durumunda şu güvencelerin korunmasını öneriyor:
Yaş doğrulama yalnızca açıkça tanımlanmış, hukuken meşru amaçlarla kullanılmalı. Hizmet sağlayıcıya kişinin kimliği yerine gerekli yaş eşiğinin karşılandığını gösteren asgari bilgi aktarılmalı.
Farklı platformlardaki kullanıcı faaliyetlerinin birleştirilmesine olanak tanıyan takip mekanizmalarından kaçınılmalı. Verilerin saklanma süresi ve erişim yetkileri sınırlandırılmalı; bağımsız denetim ve etkili itiraz mekanizmaları bulunmalı.
Yeni kullanım alanları açık hukuki dayanak, gereklilik, ölçülülük ve veri koruma değerlendirmesiyle ele alınmalı. Eraslan'a göre çocukları korumak amacıyla oluşturulan sistemlerin zamanla insanların dijital faaliyetlerini tek bir kimlik altında izleyen merkezi bir altyapıya dönüşmesi önlenmeli. Amaç, kişiyi sürekli denetlemek değil, yaşına uygun korumayı sağlarken dijital haklarını da güvence altına almak olmalı.
- Dijital dünyada çocukların güvenliği kadar bilinçli karar verebilmesi de düzenlemenin başarısında belirleyici olacak. (Foto: Takvim Foto Arşiv)
DİJİTAL RÜŞTÜN HEDEFİ YALNIZCA YASAK DEĞİL
Dijital rüşt, çocuğun yalnızca dijital hizmetlere erişiminin sınırlandırılması değil; yaşına ve gelişim düzeyine uygun biçimde korunması, dijital beceriler kazanması ve zamanla sorumluluk alabilmesi anlamına geliyor.
Eraslan'ın yaklaşımında bu kavram üç temel başlıkta öne çıkıyor:
1. Koruma: Devletin görevi çocukları zararlı dijital ortamlara karşı korumak, platformların görevi ise güvenli tasarım ve hizmet sunmak.
2. Yetkinlik: Çocukların algoritmaları, manipülasyonu, dijital riskleri ve kişisel verilerinin değerini anlayabilecek biçimde eğitilmesi.
3. Sorumluluk ve özgürlük: Dijital özerkliğin yaşla birlikte artması; haklar ve sorumluluklarla beraber gelişmesi. Koruma sağlanırken çocuğun dijital dünyayı öğrenme hakkının ortadan kaldırılmaması.
Düzenlemenin uzun vadeli başarısı, çocukların yalnızca hangi platformlara erişemediğiyle değil, dijital ortamda ne kadar güvende olduğu ve ne ölçüde bilinçli kararlar alabildiğiyle değerlendirilecek. Eraslan'ın yaklaşımına göre güvenli bir dijital toplum, herkesin sürekli kimliğini kanıtlamak zorunda kaldığı değil, kişisel hakların korunduğu, kurumların hesap verdiği ve bireylerin dijital ortamda sorumluluk alabilecek biçimde yetiştiği bir toplum olmalı.


