Sözcü'nün operasyondan önce manidar bir zamanlama ile yurtdışına çıkan patronu Burak Akbay kaçmayı başarsa da gazete personeli hakkında yargılama devam ediyor.
Benzer bir dava da Cumhuriyet Gazetesi hakkında devam ediyor.
Gazetenin FETÖ, PKK ve DHKP-C terör örgütlerini destekleyen yayınlar yaptığı davaya konu oldu ve birçok Cumhuriyet yöneticisi tutuklandı.
Sözcü davasının başlaması ile de Türkiye'de "basın özgürlüğü sezonu" açılmış oldu. Şimdi bilen bilmeyen ayırt etmeksizin herkes ezberleri tekrarlamaya başlayacak; "Türkiye'de basın baskı altında, gazeteciler tutuklanıyor, muhalif gazeteciler susturuluyor." Ve tabii slogan haline gelmiş bir istek;
- gazeteciler tutuksuz yargılanmalı.
+neden tutuksuz yargılanmalı gazeteciler?
- çünkü onlar gazeteci.
Diyalog böyle devam edip gidiyor ama bir yere varmıyor. Gazetecilerin tutuksuz yargılanması gerektiğini söyleyenler o kadar ezbere konuşuyor ki isteklerini destekleyecek argümanları bile bilmiyorlar. Haydi, onlara yardım edelim biraz. Aslında demek istedikleri gazeteciler tutuksuz yargılanmalı çünkü kamu görevi yapıyorlar. Kamu görevi dediğimiz ise devlet memuru olmak değil. Yaptıkları işin halka faydası olduğu için, halkın haber alma hakkının hayata geçmesini sağladıkları için, toplumdan saklanan birçok şeyden gazeteciler sayesinde haberdar olduğumuz için kamu görevi yapıyorlar.
Tabii bu kağıt üzerinde böyle.
Gazetecilerin halkın faydası için açığa çıkardığı gerçek mi daha fazladır yoksa patronun veya bir başka güç odağının çıkarı için gizledikleri mi? Sorunun bir cevabı yok. Herkes vicdanı ile kendi cevabını verir. Biz gelelim tutuksuz yargılanma meselesine. Terörü övmek, ulusal güvenliğe dair gizli belgeleri yayınlamak, FETÖ terör örgütü ile eylem ve söylem birliği içerisinde bulunmak kamu yararı mı? Sözcü'nün darbe günü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tatil yaptığı yeri afişe ederek nasıl bir kamu yararı ortaya koyduğunu tarif edebilecek birisi var mı? Veya Cumhuriyet'in MİT tırlarının durdurulması görüntüsünü meselenin bir FETÖ kumpası olduğu ortaya çıktıktan sonra yayınlamasının neresinde kamu yararı var?
Bir de tabi sayı meselesi var. Adeta bir açık arttırma yaşanıyor sayı verirken.
Gazetecileri Koruma Cemiyeti, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler, Tutuklu Gazeteciler Dayanışma Platformu'ndan tutun da Cumhuriyet Halk Partisi'nden Cumhuriyet Gazetesi'ne kadar herkes farklı bir sayı söylüyor. 20 de diyen var 40 da, 70 de diyen var 160'da...
Üstelik sayı var ama isim yok. Kimdir bu 160 kişi, dediğinizde önünüze bir liste koymuyorlar. Az da olsa isim açıklayan raporların da açıkladıkları isimler birbirini tutmuyor. Sonra bu gazeteciler hangi gazetede veya medya kuruluşunda çalışıyormuş diye soruyorsunuz yine cevap yok. Üç beş tanesinin çalıştığı gazete belli. Adını hayatımızda ilk defa duyduğunuz ve bir daha duymayacağımız, gazete görünümlü örgüt yayın organında çalışıyorlar.
Tutuklu gazeteci diye açıklanan kişinin Adalet Bakanlığı kayıtlarına göre hiçbir cezaevinde kaydı veya devam eden bir davası yok. Bırakın sarı basın kartını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre herhangi bir iş kaydı bile bulunmayan kişiler tutuklu gazeteci oluyor.
Tutarsızlık diz boyu, nedeni ise oldukça basit. İzinsiz gösteri yapan, molotof kokteyli atan, bankamatikleri yağmalayan, otobüs duraklarını parçalayan ne kadar solcu terörist varsa tutuklandıklarında gazeteci oluyorlar. Nasıl olsa hepsi en az bir kere kendilerinden başka kimsenin okumadığı örgüt yayın organlarında iki satır yazı yazmıştır.
İşte o yazı teröristi gazeteci yapıyor!
"Basın Özgürlüğü Sezonu" kapansa da Türkiye'de basının önündeki gerçek sorunları konuşsak.