TRABZONSPOR ilk yarıda hem temposunu yükseltmekte hem de rakip savunmanın arasına girmekte zorlandı. Özellikle Dju'nun eksikliği fazlasıyla hissedildi. Onuachu ile aynı alışkanlıkları sahaya yansıtmak mümkün olmadı. İlk yarının ortalarından itibaren Gaziantep oyuna ortak olmaya başladı. Ciddi bir gol tehlikesi yaratamasalar da Trabzonspor kalesini sık sık şutlarla yokladılar.
Açıkçası Thomas Reis döneminin en hareketsiz en üretkenlikten uzak ilk yarılarından birini izledik. Tam da devre golsüz bitecek derken sahneye bir duran top çıktı. Muçi'nin arka direğe gönderdiği topa kaptan Savic dokundu ve Trabzonspor pek de iyi oynayamadığı 45 dakikayı önde kapatmayı başardı. Thomas Reis, ikinci yarıya Melih'in yerine Tim'i alarak başladı. Bana kalırsa gecikmeden yapılması gereken bir hamleydi. Nitekim Tim'in oyuna girmesiyle orta sahadaki denge değişti.
Gaziantep'in ilk yarıda bulduğu hücum fırsatları belirgin biçimde azaldı. Üstelik Trabzonspor bunu geriye yaslanarak savunma yapmasıyla da başarmadı. Gaziantep'in geriye düştükten sonra biraz daha cesur oynamasını bekliyordum. Ancak onlar da savunma disiplininden pek taviz vermediler. Böyle olunca maçın temposu uzun süre aynı düzeyde kaldı. Ve sahneye yine Muçi çıktı! Son haftaların parlayan yıldızı, bireysel kalitesini konuşturarak harika bir gol attı ve skoru 2-0'a taşıdı.
Sonuçta Trabzonspor, alıştığımız akıcılıktan uzak, zaman zaman tutuk kaldığı bir 90 dakikayı kazanmayı bildi. Her maçta yüksek tempoyla oynamak rakibi sürekli baskı altında tutmak mümkün olmuyor. İşte böyle karşılaşmalarda bireysel kalite, duran top becerisi ve doğru zamanda yapılan müdahaleler belirleyici hale geliyor. Trabzonspor bu kez futboluyla fazla heyecan vermedi ama sonuca giden yolu buldu. Tutuktu fakat gerektiği yerde son derece keskindi. Şampiyonluk yarışında bazen iyi oynamaktan daha kıymetli olan iyi oynayamadığın günlerde de kazanabilmektir.