Ben Galatasaray'ın köy takımları Trömsö ve Liviv'e elendiğini biliyorum.
Yenilmek ve elenmek futbolun doğasında var.
Ama yenilmenin de bir adabı vardır.
Bu sezon Devler Ligi'nde alınan ağır yenilgilerin başsorumlusu taktik tercihlerinde ve kadro seçiminde hayalci davranan Prandelli'dir.
Ama Anderlech maçı öncelikle oyuncuların onur maçı olmalıydı. "Avrupa'ya devam mı, tamam mı" maçını Galatasaraylı oyuncuların farklı bir motivasyonla oynayacaklarını ve kalitelerini sahaya yansıtacaklarını düşünüyordum.
Ayrıca Ali Dürüst ve Albayrak'tan, "Kadro istikrarını yakala" talimatını alan Prandelli ilk kez dengeli bir kadro çıkardı.
Golü yiyinceye kadar Galatasaraylı oyuncuların rakip kalede iddia atakları yoktu ama rakibe direkten dönen şans topu dışında pozisyon vermemişlerdi.
Yenilen gol de şansızlıktı.
Galatasaray'ın mücadelesi, yardımlaşması, topa hükmetmesi iyiydi.
Telles-Bruma ikilisi solda anlaşarak hücuma etkili çıkıyorlardı. Melo, Selçuk. Sneijder pas bağlantılarını kuruyordu. İkinci yarı baskılı ve golü arayan, arzulayan bir Galatasaray izledik.
Galatasaray Burak, Selçuk'la iki net toplamda 4 pozisyon buldu.
Takımın sıkıştığı anlarda büyük hocalar büyük düşünerek ve cesur olarak öne çıkar. Sana gol lazım, puan lazım.
Üstelik yükleniyorsun. Vizyonsuz Pranedelli çift forvete geçmek adına Umut'u geç oyuna alırken Hamit'i değil, tek hızlı adamı Bruma'yı günah keçisi gibi çıkardı.
Anderlechtli oyuncuların zamanı düşündüğü anda Kaptan Selçuk'un kendisini bilerek attırmasını affetmiyorum.
Oysa, Selçuk'un yaptığı hata sonrası kaptırdığı top gol olmadı. Takımını yüklendiği ve golü aradığı anda bir kaptan bu kadar sorumsuz davranır mı?
Galatasaray için artık lig ve kupa var. Galatasaray yönetimi bu kadro üzerinde yabancı sınırını düşünerek istikrar adına ısrarcı olmalıdır.
Ama öncelikle takım içinde barışı sağlamak, küskün futbolcuları barıştırmak ve oyuncuların birbilerine olan olumsuz davranışlarını gidermelidir.