Bugünkü
Takvim
  • 24 Eylül 2012, Pazartesi

Kusursuz Fırtına (mı?)

O dediğim yani Kusursuz Fırtına dediğim bir film adı. Oysa bugün; 'kusuru olması da olağan, çünkü o da bir insan' parantezi içinde sevip saydığım bir insanı, Halil İbrahim Fırtına'yı yazmak istiyorum. Yani Fırtına Paşa'yı.
Yani Emekli Orgeneral, eski hava kuvvetleri komutanı Fırtına Paşa'yı. Yani Balyoz Davası'nda ağır ceza alan eski kumandanı.
Ama onun asker kişiliği, darbeci olup olmaması, aldığı cezanın hakkaniyete uygun olup olmaması falan değil yazacağım şeyler. O tarafı hem beni aşar, hem de o tarz yazsam herkes şaşar zaten.

GÖKLERDE KARTALDI

39 yıla varan meslek yaşantımda el sıkışmak, selamlaşmak, ayak üstü hal hatır sormak dışında hiç bir generalle alakam olmadı.
Tatbikatlarda, kutlamalarda, bazı törenlerde rastlantı sonucu bir araya gelmeler, yayıncılık ya da habercilik icabı kısa ve zaruri sohbetler dışında alaka kurduğum bir üst rütbeli subay yok yani. Bunun tek istisnası Fırtına Paşa'dır. Onunla yine haber yapma vesilesiyle tanıştım ama, karşılıklı kan kaynaması mı ne ondan olacak, abi kardeş gibi olduk, ailece 3-4 görüşmemiz bile oldu. Tanıyıp bildiğim kadarıyla sert ve mert bir adamdır benim gözümde. Eşi de haza hanımefendi bir Anadolu kadınıdır.
Açıkçası; zamanında koca hava kuvvetlerine komuta edecek erke sahip bir asker adamın durumuna sübjektif duygularla da hayli üzülmekteyim. Dedim ya, onun o vakitler 'Balyoz'culuğa kalkışıp kalkışmadığını bilemem tartışamam ama, böyle güçlü kudretliyken bile çocuk kalmış, yumuşacık kalmış, sıcacık kalmış taraflarına kefil olurum.

ZAMANI GELDİ DİYE

Okuyucularımız belki hatırlar.
H. İbrahim Fırtına ile son görüşmemizi 3-5 satır yazmıştım daha once. Lakin o dönemde dava devam ediyor diye bırakın siyasi adli şeyleri insani muhabbetimizi bile pas geçmiştim ki etik dışı olmasın.
Şimdi bunları paylaşmanın zamanıdır diye anlatmak isterim kendi gözümden ve o sohbetimizden Fırtına Paşa'yı.
Yer söylediğim gibi ortak bir ahpabın Bakırköy taraflarındaki cenaze evi. O gün toprağa verdiğimiz değerli bir lise öğretmenimizin mevlüdü için bir araya gelinmiş. Ev küçük, gelenler kalabalık. En dipteki odada köşeye oturmuş hasbihal ediyor İbrahim Fırtına. Ben içeri girince sarılıp öpüşüyoruz önce.

EMİN OLABİLİRSİNİZ

Sonra yanı başında yer açıyor bana. Sağlığımı, çocukları, anamı soruyor.
- Şükran Anne nasıl Savaş Bey kardeşim?
- Gayet iyi komutanım.
Selamları var size ve hanımefendiye.
- Bak buradaki herkese de söylüyorum duysunlar. Şükran hanım gibi bir ses 100 yılda belki gelir belki gelmez. Daha çok genç bir subayken dinlemiştim ilk.
Hayranı olup tüm plaklarını almıştık hanımla birlikte. Senin çekimler nasıl gidiyor peki kardeşim?
- İyidir efendim. Şimdi böyle karşılıklı gelmişken bir geçmiş olsun diyeyim dedim.
Göz altılar, sorgular falan üzmüştür sizi.
- Bak Savaş Bey kardeşim.
Bilirsin seni severim. Gazeteci olmandan önce bir kardeş, bir ahbap gözüyle bakarım sana. Bir gün konuşacak olursam elbette sana konuşurum. Ama ben devlet terbiyesiyle büyüdüm. Bizim için söylenenler, yakıştırmalar, iddialara once mahkemede yanıt vermeden medya üzerinden cevap yollar gibi davranmak şık olmaz.
- Yazmam duruşmalar bitmeden emin olabilirsiniz.

HAVADAN FOTOĞRAFLAR

- Buna eminim. Fazla anlatacak bir şey yok zaten. Söz konusu olayın vuku bulduğu tarih itibariyle paşa Harp Akademileri Komutanı. Dolayısıyla o toplantıda bulunmamış. Herkes bilir ki; Harp Akademileri komutanlarının elinde savaş uçağı yoktur.
Emrinde savaş pilotu yoktur. Dolayısıyla bir plan, bir malzeme teklif ve temin edecek imkânı zaten fizik olarak yoktur.
Ayrıca Harp Akademileri doğrudan Genelkurmay Başkanı'na bağlıdır.
- Göz altına alınmanız nasıl oldu?
- Hanım telefon açtı.
Emniyetten geldiler görüşmeye diye. GATA'da diş tedavisindeydim. Tedaviyi yarım bırakıp hemen eve döndüm buluştum emniyet görevlileriyle.
Aslında alma yetkileri yok ama devletin saygın bir kurumudur orası da diye düşündüm.
- Zaten son derece ölçülü ve kibar davranmış size gelen arkadaşlar diye duyduk - Evet gerçekten de çok kibar çok saygılı davrandılar. Arada ufak sohbetlerimiz oldu.
- Sabıka kaydı fotoğrafı çekildi mi?
- Bu tarz bir şeye karşı çıktım.
Ondan sonra da diğer gözaltına alınanlar ne yiyip içiyorsa ben ve diğer komutan arkadaşlarla aynı şeyleri yedik.
- İfade çıkışında gazetecilere ne söylediniz?
- Benim göğsümü gererek ifade vermemdeki amaç, genelde kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ni, özelde kahraman Türk Hava Kuvvetleri'ni her türlü yanlış imajdan sıkıntıdan uzak tutmak içindir dedim.
- Serbest kalınca hemen eve mi döndünüz Ankara'ya?
- Hayır Hava Harp Okulu'na gidip geceyi orada geçirdim.
Sabah erken saatlerde Ankara'ya döndüm.
- Emekli olduktan sonra kitap yazdığınızı biliyorum.
- Bir değil çok sayıda kitabım oldu.
- Bir kaçının adını rica etsem?
- Seçilen Anılar, Sabiha Gökçen, Göklere Sorun Bizi, İlk Kartallar; Cevheri- Hazerfen ve Hasan Çelebi, Kahire yolları.
- Hava şiirleri ve edebiyatı da vardı hatırlıyorum.
- Evet. Ayrıca yaşayan eski hava kuvvetleri komutanlarımızla da havacılığımızın gelişim süreci üzerine bir video belgesel çektim.
Sen bizimle birkaç program yapmıştın. O sıralarda bir F-
16'mız düşmüş, iki pilotumuz şehit olmuştu. Başta ben olmak üzere diğer komutanların ve personelin nasıl derin keder içine düştüğünü sabahlara kadar uyuyamadığımızı gözlerinle görmüştün.
- Hava fotoğrafçılığınız da vardı.
- (gülüyor) Sadece havada değil canım. Yerde de iyi gelir elimizden fotoğrafçılık. Hani senin kadar olmasa da bizim de biraz ustalığımız vardır yani.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya