Karşıma gelip iki cümle kuramayacak insanlar, twitter'da bülbül kesiliyor.
Ben eğlence dünyasının içinde var olan ve bundan para kazanan bir adamım.
Başka işten anlamam. Bu köşeyi yazıp sizlerle bir şeyler paylaşıyorsam; yaptığım işin bir parçası olduğu için. Siyasetten anlamam, anlamadığım bir şey için burada ahkam kesemem... Anladığım en iyi şey eğlence sektörü, şov ve ünlüler dünyası.
Twitter hesabı benim kendi özel alanım.
Merak eden, beni takip eder. Ama hem beni merakla takip ediyorlar hem de twitter hesabımdan yazdıklarıma laf ediyorlar.
Gazze'de yaşanan üzücü olaylardan sonra ulusal yas ilan edildi. Acı hepimizin acısı... İnsan olan, duyguları olan herkes yaşananlar karşısında bir şey hisseder.
Ben twitter'dan gün içinde bir şeyler yazdım. Sonra bir baktım bana ne tepkiler... Anladım ki; bizim twitter klavye kahramanlarının milli yastan tek anladıkları eğlence hayatının durması ve konserlerin iptal edilmesi...
Gazeteci dostum Ali Pektaş da bu duruma isyan etmiş ve demiş ki; "Diyelim konserler iptal oldu. O konserde çalışan emekçilerin zararını kim karşılayacak. Bu kadar insan evine nasıl ekmek götürecek? Kendimizi kandırmayalım, milli yas olduğunda bakkal-manav açık, futbol maçları tam gaz devam... Bu çifte standart değil mi? Bu değişmedikçe fatura sadece konserlere ve eğlence sektöründekilere kesilecek.
Televizyonlar, radyolar açık. Her şey kaldığı yerden devam ama konserler ve eğlence dünyası iptal.' Bu yazdıklarıyla tercüman olmuş tüm duygularıma. Gece klavyenin başında ahkam kesecek, sabah işine gidecek ohh ne ala... Çok sinirliyim bu mantığa...
Sana soruyorum!
Kin ve nefretten bahsetmişken; bir de Bodrum'da geçen hafta başıma gelen bir olayı anlatayım.
Sizin de yakından tanıdığınız bir ünlü arkadaşım ve yine çok sevdiğimiz bir arkadaşımız beraber tatil yapıyoruz. Bir akşam yemeğe ve ardından Bodrum'un en meşhur dondurmacılarından birine gittik.
Dondurmacının önünde kuyruk vardı. Tek tek yol kenarına park edip dörtlülerini yakan arabalardan birinin arkasına ben de arabamı park ettim. Kuyruğa girdik ve sıra bize geldiğinde korna seslerini duyunca arabanın yanına koştum. Yol kitlenmişti.
Sadece benim yüzümden olmasa da ben payıma düşen özrü diledim ve arabayı öne aldım. O sırada arkadaşlarım da geldi.
Arkadaşımın biri çocuğunu arka koltuğa bindiriyordu. Bazı vatandaşlar arkadaşıma selam verirken; kaldırımdan yürüyen bir kadın bir anda bağırmaya başladı; "Yeter trafiği tıkadığın. S.... git. Arabanı ne hakla park edersin buraya!" diye.
Arkadaşım, arabayı kullanan o olmamasına rağmen kadına "Özür dilerim, çocuğu bindiriyorum" dedi.
Ama nafile... Kadın daha da ateşlenerek bağırmaya başladı. Sadece ben değil, etraftaki herkes şok içerisinde kadına bakıyor. Ne laflar, ne küfürler ama arkadaşım yine alttan aldı. Tek cümlesi; "Hanımefendi sakin olur musunuz?
Yaşınıza başınıza bir bakın ve cümlelerinize dikkat edin" oldu ama bir anda arabama saldırdı kadın.
Arabamın camlarına vurup bağırmaya başladı. Etraftaki herkes de bize "Hadi gidin, takmayın" diye telkinde bulundu. Şimdi o kadına soruyorum: Sen ne istedin, neyin öfkesi, neyin kini bu?
Arabayı o kullanır, arabayı o park eder, şoför koltuğuna o geçer, özür dilemeden basar gider, 'haklısın' derim. Ama hiçbiri yok.
Ben arabadan insem üstüne yürüsem suçsuz yere suçlu olacağız.
Bütün gece kendi kendime üzüldüm, kendi kendime kurdum. 'Neden ama neden!' diye.
Bağırdı, şov yaptı, kendince haddimizi bildirdi ya sanırım ondan mutlusu yoktur.
Bu öfkeyi, bu mutsuzluğu gerçekten anlamıyorum ve anlamayacağım sanırım.