Bugüne kadar hiçbir şekilde siyasi görüşümü, inancımı ortaya dökmedim. Bu benim özelimdi ve öyle kaldı. Ama şunun üzerine hep bastım ben Atatürkçü'yüm ve Müslümanım…
Benim ne zaman, ne için ve ne kadar dua ettiğimi; içimdeki inancı kimse bilemez.
Hiçbir vatandaşın; ister siyasi, isterse hayata dair kişisel tercihleri, yaşam şekli ve siyasi tavırları yüzünden baskı ve şiddet görmesini kesinlikle tasvip etmedim.
Sağcı-Solcu kavgasında, Alevi-Sünni çatışması çıkartmaya çalıştıklarında ve sonra Türk-Kürt ayrımcılığında herkesin insan olduğuna inandım.
Biber gazıyla komaya girmiş birini gördüğümüzde de, atılan taş ve şişelerle yaralanan emniyet mensuplarını gördüğümüzde de aynı şeyi hissediyorum.
Hepimiz insanız.
Gezi Parkı için eylem yapan, sonrasında o eyleme gerçek bir amaç uğruna katılan herkesi yürekten destekliyorum.
Ben de elimden geldiğince çoğu yerde bulundum. Olmam gereken yerde oldum.
Bunca yıl ben futboldan hiç hoşlanmayan adam Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaraylı tüm taraftarların bir araya gelip aynı amaç uğruna bir olduklarını görünce "Bunu da yapabiliyormuşuz" dedim.
Hele Beşiktaş'ın Çarşı ekibinin yaratıcı zekalarına, her yerde oluşlarına bayıldım ve sosyal medyada dönen "Fenerbahçeliyim ama yükselenim Çarşı"ya katılıyorum…
Bir parti kursalar, onlar için siyasi hayatım başlayabilir.
Sosyal medyanın gücünü bir kez daha gördüm. Yeni çağın en etkin iletişim aracı olduğuna inancım daha da arttı.
Ama hayat sadece sosyal medyada değil… Yazımın başında da belirttiğim gibi; hiçbir zaman birilerine bir şey açıklama ihtiyacı duymadım.
İçimde yaşadığımı, neye inanıp neye inanmadığımı, nerede olup ne söylediğimi anı anına sosyal medyada paylaşmak zorunda değilim. Benim düşündüğüm gibi kimse de paylaşmak zorunda değil.
Neyi, nerede yaptığımı bilmeden de eleştirme hakkını kimseye vermiyorum… Birini eleştirirken herkes haddini bilecek.
Bu yaşananlardan sonra Türk genci olarak birlik, beraberlik içinde olabileceğimizi gördüğüm için çok mutluyum.
Aralarda gördüğüm provokatörleri de Allah'a havale ediyorum.
Yeşiline, insanına; en önemlisi memleketine sahip çıkan insanlarla birlik olmaktan son derece mutluyum.
* * *
LİSELİ ASSOLİSTLER
Tüm öğrenciler için eğitim yılının sonuna gelindi. Mezuniyet törenleri başladı. O heyecanlarını, çoşkularını bir öğretim yılını bitirmenin hatta uzun bir öğretim yılını geride bırakmanın verdiği rahatlığın farkındayım. Çoğu bu mezuniyet töreni için neler planlamıştır; kendimden pay biçerek hayal ediyorum. Off o yıllara dönüyorum onları görünce.
Sadece aklıma takılan o gencecik kızların giydikleri kıyafetler… Ne yaşlarına uygun ne de hal ve tavırlarına.
Geçen akşam oturduğum yerden izledim. Sanki bir defileye gelmiş gibiydim.
Pullu pullu, dantelli dantelli uzun kuyruklu elbiseli ufak ufak kızlar.
Hepsi assolist kıvamında. Saçlarıyla , makyajlarıyla ve tabii kıyafetleriyle.
Hani kaç yıl oldu bizim assolistler bile öyle kıyafetleri giymeyeli.
Ya devir değişti ben geride kaldım ya da ben bu işi bilmiyorum.
* * *
RENK GÜZELDİR
Gençler için bunları söylerken de; gece kulüplerine ve sokaklara baktığımızda 45 yaş üstü tüm erkeklerin gençleşme çabasını görüyoruz.
Bu hoşuma gidiyor… Hep kadınlar mı kendine bakıcak? Biraz da erkekler baksın.
Devir değişti moda da değişti.
Mavi, mor, kırmızı ve rengarenk pantolonlarla erkekler bir boya firmasının kartelası gibi dolaşıyorlar.
Geçen hafta Bahar Korcan ve Yonca Evcimik ile buluştuk. İlerimizde oturan beş erkek de renkli pantolanları ile oturmuş gençlere taş çıkarıyorlardı.
Dedim ya bir an yadırgadım sonra yüzümde gülümseme oluştu.
Renk iyidir iyi gelir …