Ancak Türk insanından başka hiçbir memleketin adamında görülmeyecek şekilde fazla maksatla kullanılan malzeme, alet, edavat, cihaz, nalburiye, züccaciye ve bilimum sektörün ürünü olabilecek bir şeydir işte.
Yoğurt kabının ilk amacı bilindiği gibi ülkemizde sobalı evlerdeki bacalar arası geçişlerden kurum dökülmesini engellemektir. O yüzden kurum demek istiyorum, ikinci ihtimal olarak da yoğurdu değerlendirebilirsiniz.
Yogurt bittikten sonra kullanım alanı bol bir edevattır. Tupperware tarzı saklama kapları yaygınlaşmadan önce yiyecek, kuruyemiş gibi bilumum malzemenin saklanmasında Türk evlerinde yaygın kullanım alanı bulmuştur. Zaman zaman dışarda beslenen kediciklere, köpeciklere su ve yemek vermede halen kullanıldığı görülür.
70'lerin 80'lerin yokluk görmüş anneleri "Belki birgün lazım olur" düşüncesi ile yoğurt kaplarını, ayakkabı kutularını ve büyük mağazaların el çantası tipindeki poşetlerini saklarlar.
Yoksulluk onları öyle bir şekillendirmiştir ki, eskimiş bir kazağı söküp onun ipi ile yeniden kazak örerek (ki bu tür ipler eğricik büğrücük olur, zar zor işlersiniz.) büyük çocuğun giydiğini küçüğü için saklayarak evin çarkını ancak çevirebilirler.
Ama yine de kimseye eyvallahları olmaz.
Başları da diktir her daim. Şimdi ise bütün bunlar bir kurgu gibi gelir yeni nesile. Ama başları onlar kadar dik olamıyor her nedense.
Fakat kimi zaman bir hevesle pilava koymak üzere buzdolabını açıp 20 tane yoğurt kabından hiç birinin yoğurt olmaması sonucu hüsrana yol açan çılgın hastalık.
Yoğurt kapları bilumum ikincil kullanım alanlarını son bir kaç senedir kiloluk ya da yarım kiloluk dondurma kaplarıyla paylaşan ve hatta onlara kaptıran nesneler.
Yeni nesil anneler artık dondurma kaplarını kullanıyor ve yeni nesil genç çocuklar bir hevesle buzluktan dondurma kabını açtığında içindeki dondurulmuş bezelye ile karşılaşıp ağır travma yaşıyor. Bunun psikolojisini de başka bir gün paylaşacağım sizinle.
AlkışlıYorum
Kocam, memleketten ziyaretimize gelen anneanneme, gönlü hoş olsun diye, gitarını alıp bir parça tıngırdatıyor. Bir taraftan pür dikkat dinlerken, diğer taraftan ilgili gözlerle gitarı inceleyen Trakyalı anneannecim bütün şirinliğiyle bizi kahkahaya boğan sorusunu soruyor: "Klarnet çalabiliyor musun be kızanım?"