Günümüzde sıkça yapılmaktadır. Bir örnekle açıklamak gerekirse,"kendimi ağırdan satıyım, 1 hafta sonra elimi tutar, 1 ay sonra öptürsem 6 aya varmaz neyse" şeklindeki matematik olabilir.
Ya da; "Ortalama 5 dk. arayla mesajıma cevap verdiğine göre ben ortalama yarım saatte cevap vermeliyim" şeklinde olabilir.
İlişkiyi ikili mücadele olayına dönüştürmekten başka bir işe yaramayandır.
Evet hepimiz yaparız fakat bunu yaptıkça olay bir şey kazanmaya bir şeyleri elde etmeye döndüğünden belli bir noktada çıkmaza götürür.
Bu stratejinin en büyük hedefi ipleri ele almaktır.
Genelde "Kazanan yok aslında kaybeden sen ve ben" şeklinde sonuçlanır.
Kardeşim santranç mı oynuyorsun sürekli strateji sürekli strateji. Evet resmen santraç stratejisi yapanlar da var.
Taraflardan ikisi de strateji uzmanıysa o ilişki değil, santraç oyunudur. Fazlasını beklemek iyimserlik olur.
Taraflardan birinin stratejiyle işi yoksa o kişi, eninde sonunda üstüne basılan olacaktır.
Taraflardan ikisinin de stratejiyle işi yoksa ya mükemmel gider o ilişki ya da çok kötü.
Ama sonuç her ne olursa olsun yaşananlar gerçekten yaşanmıştır.
Ama en popüler stareteji Mehter Takımı havasıdır. İliski de iyi bir strateji olabilir. İki ileri git sonra geri adım at, kendini geri çek:) Gerçek manada aşık kişinin yapmayacağı atraksiyondur bu. Zira strateji akıla dayanır, akılla başlatılır. Ancak aşk aklı değil, kalbi ve içindeki duyguları ön planda tuttuğu için strateji kaldırmaz. Hatta strateji oluşturmakla falan işi olmaz. Aşık olanlar (olduğunu zannedenler değil) bilir: Aşık kişi sevdiceğine karşı yelkenleri indirmiş, karşı tarafın iki dudağı arasından çıkacak her şeye amade vaziyettedir. Çünkü aşıktır. Aşk dilenmekten ziyade aşkın içinde kaybolmuş, renkli dünyalara dalmıştır. Şöyle yaparsam böyle olur, böyle yaparsam aşkım daha güzel olur triplerine ve stratejilerine girmez. Aklı ona bunları söylese bile, kalbi kabul etmez. Çünkü aşk, ilişkide stratejiye doğuştan düşman, onun ayak oyunlarına hepten toktur.
Halbuki ne gerek var strateji felan "Oluruna bırak her neyse geçer." Seviyorsan seviyorsundur. Ne bu bi sonraki adımı nasıl atayım? Al gülüm ver gülüm halleri. Seven pişman olmaz olmamalı.
KOPYA KULAK
Gençler bu yazıyı dukkatle okuyun. Bakın kopya çekenlerin başına neler gelebiliyormuş. Suudi Arabistan'da dayanılmaz bir ağrıyla hastaneye başvuran adamın kulağında 20 yıl önce kopya çekmek için hazırladığı kâğıt bulundu. Al-Cezira gazetesinde yer alan habere göre, Suudi Arabistan'ın Hail ilinde lisede okurken kopya çektiği kağıdı kulağına tıkayan şahıs, 20 yıl sonra dayanılmaz Ağrı üzerine hastaneye gitti. Doktorun muayene ettiği şahsın kulağında 20 yıl önce kopya çekmek için hazırladığı kâğıt çıktı.
ÇEKİRGE
Amerikalı bir turist bulduğu rehberiyle beraber Avustralya'yı gezmektedir. Rehber ve Amerikalı büyük bir çiftliğe gelirler. Amerikalı ileride otlayan koyunları fark ederek rehbere: "Bunlar nedir"? diye sorar. Rehber: "Koyun" Amerikalı "Yapma yahu, bizde koyunlar bunların iki üç katıdır" diyerek alaylı bir biçimde güler. Biraz daha ilerlerler ve otlayan inekleri görürler. Amerikalı yine sorar: "Bunlar nedir?" Rehber: "İnek" diye yanıtlar. Amerikalı yine gülerek: "Vay be bizim oralarda inekler bunların en az iki üç katıdır" der. Bir süre daha gittikten sonra önlerinde Kangurular geçer. Amerikalı sorusunu hemen yineler: "Peki bunlar ne?" Rehber hiç umursamadan yanıtlar: "Çekirge"
AlkışlıYorum
Yer bir üniversitenin diş polikliniği. Diş tedavimin devam edilmesi için gerekli olan diş filmini çektirmek üzere röntgen teknisyeni ve zavallı ben çekim odasındayız. Röntgen çekilmeye yakın "gülümseyin, çekiyorum" diyen teknisyene, bunu röntgen çekiminin bir parçası zannedip gevrek gevrek sırıtan bana, odanın gerisinde yerlere yatan asistan diş hekimlerine, "röntgen filminiz güzel çıkmış çerçeveletelim mi ablaaaa" nidası ile bozuk sinirlerimi daha da alt üst eden temizlik görevlisine kocaman bir alkış istiyorum. Safım ben saf, rezil olduğumla kaldım ne diyeyim ki..