Misketin farklı yörelerde çeşitli isimleri vardı.
Yöreden yöreye değişmesi normaldi ama bazen aynı şehir içinde farklı mahallelerde bile değişik adları olurdu. Cicoz, bilye, bilya,mile, cilli, gülle, kemik, meşe, cıncık gibi adları bulunurdu.
Genellikle cam bilyelerle oynanırdı. Çok azımızda demir bilyelerden olurdu.
Eskiden yuvarlak çakıllar ya da meyve çekirdekleri bilye olarak kullanılırken, 18. YY'da mermer bilyeler yapıldı. Ve daha sonra da demir ve cam bilyeler.
Benzeri olmayan, renkli camlı ve güzel misketler hep daha çok değer görürdü.
Bunları ortaya koymayı hiç istemez hatta kaybolacak ya da biri alacak diye cebimizden bile çıkarmak istemezdik.
Şeffaf olmayan beyaz desenli olan misketlere kemik denirdi. Kemik çok değerliydi.
Görünüş olarak da çok sade ve şık olurdu.
Ama bunların en değerlisi gaflik dediğimiz, uğurlu saydığımız ve atışı onunla yaptığımız misketti.
Genelde hafif eskimiş, kısmen hırpalanıp tırtıklı hale gelmiş olanlar seçilirdi. Çünkü gaflik ne kadar cillop gibiyse, o denli kontrolü zor olurdu. Bu misket ortaya en son konurdu.
Oyunun birçok çeşidi vardı. Ama en çok oynananları "tumba", "kuyu" ve "üçgen"di.
Hepsi en az 2 kişiyle oynanan basit ve zevki oyunlardı.
Tumba; genişçe ve düz bir alanda, oynayan kişilerin eşit sayıda misketlerini dik şekilde dizmesiyle başlardı.
İlk atacak kişi baş neresi diye sorardı. Rakibi sağ ya da sol başı seçerdi. Söylenilen baştan vurulursa bütün misketler vuranın olurdu.
Bu oyun taso dikerek de aynı şekilde oynanırdı.
Tasolar dik şekilde dizilir ve aynı şekilde misketle vurulmaya çalışılırdı. Şişe içeceklerin kapakları da aynı görevi görürdü.
Çukurda ise önce ayakkabının tabanıyla kazıya kazıya bir çukur açılırdı.
Sonra herkes çukura eşit sayıda anlaşılan sayıda misketlerini koyardı. Çukura misketini ilk sokan oyuncu tüm misketleri alır ve oyun sonra yeniden kurulurdu.
Mors yani üçgende önce toprak zeminde yere bir üçgen çizilirdi.
Kaçar oynanacağına karar verildikten sonra üçgenin üç köşesine misket koyulur.
Geri kalan misketler üçgenin içine rastgele dizilirdi. Atış yapılacak sıranın belirlenmesi için üçgenden 3-4 metre uzağa bir çizgi çizilir ona en yakın atandan en uzak atana atış sırası belirlenirdi. Oyunun amacı üçgenin içindeki misketleri vurarak dışarı çıkarmaktı.
Sonuç olarak hep bir şey için çabalardık: Ütmek.
Ütmek, yenmek manasındaydı. Kökmek de denirdi. Karşındakinden daha çok misket kazanmak, ondan daha fazla vurmak ve başarmak.
Ütünce dünyanın en mutlu insanı olurduk.
LÜZUMLU BİLGİLER
1656 YILINDA bir gemi kaptanı olan Kaptan Kemble, üç yıllık seferden döndükten sonra eşini öptüğü için ayıplanıp teşhir direğinde iki saatlik ceza almıştı... Kendisi 'müstehcen ve yakışıksız davranmakla' suçlanmıştı.
TESPİTLİ YORUM
@gerigeldikk ERKEKKK adam birazdan mutfağa gidip ne abur cubur var diye bakar.
Eğer hiç bir şey bulamazsa dolaptan sucuk çıkarıp tavada kızartıp ekmek arası yer. Yanında sadece su içer ve mutlu bir şekilde yeniden oturma odasına geri döner.
ALKIŞLIYORUM
@zeynurin Herkesin kahvesi bol köpüklü değil, köpüklü olanın fotosunu çekiyorlar.
Herkes hep güzel değil, en güzel çıktıklarını paylaşıyorlar.
Herkes her zaman mutlu değil, mutluyken ya da gibiyken çekip atıyorlar.
Köpüksüz kahveyi, gözü kapalı resmini, tükenmiş halini paylaşan yok.