CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak

LÜTFİ ALBAYRAK

Annenin yemek stratejileri

Eklenme Tarihi 02 Nisan 2014
Türk futbolunun gelişememesinde büyük etkisi olan bir durumdur. Bu anne çağırmaları yüzünden Türk futbolu bireysellikten, totaliterlikten, takım oyunu olmaktan uzak kalmaktadır. Çünkü ne zaman bir mahalle maçı oynansa arkadaşlardan birinin annesi yemeğe çağırır. Çağrılan ya topun sahibidir ve pintidir, topu alır gider, maç komple kesilir; ya da kaleci veya diğer oyunculardan biridir, gidince adam eksikliğinden dengeler bozulur. İyi oynayanlardan biri eksik tarafa verilir, bir kötü oyuncu alınır falan. Nihayetinde bir türlü kadro oturmaz, Mancini gibi sürekli oyuncularla ve pozisyonlarıyla oynamak zorunda kalınır. Maçın en heyacanlı yerinde annem seslenir:
- Lütfiiii Lütfiiii, yemek hazır hemen gel.
- Ya anne siz yiyin yaa.
- Hadi bak, baban gelmiyor mu diyor.
- Ya tamam anne yaaa!!! Sen koy sofraya geliyorum ben.
Neyse, gelelim işin bir başka yönüne...
Annelerimizin öyle bir stratejileri vardır ki en usta stratejiler arasında ilk sıralarda yerini bulur. Duygusallık, baba ile tehdit, para ile rüşvet, küsme, öfkeli gibi çeşitli değişik stratejileri vardır.
Tabağındakini bitir, arkandan ağlar: Çocukken en duygusal yaklaşımdı ama büyüdükçe bu çok işe yaramaz.
Tabağındakini bitir, köpekler kovalar: Korkutarak yedirmeye çalışan anne. Büyüdükçe bu da pek işe yaramaz.
Tabağındakini bitir, sevgilin güzel olsun: Genellikle ergenlik çağında inandığın bir strateji...
Tabağındakini bitir, dul kalma: Biraz daha büyüdüğümüzde inanmadığımız ama ya olursa diye düşündüğümüz stratejidir.
Anne: Çorbanı içmedin.
Çocuk: Karnım tok.
Anne: Dolma var.
Çocuk: Yemeyeceğim.
Anne: Dolapta pizza var pişireyim mi?
Çocuk: Hayır.
Anne: Patates kızartayım mı?
Diğer stratejilere bir bakalım:
Bunu bulamayanlar da var.
Bir kere yersen çok seversin.
Yemezsen büyüyemezsin.
Çorba içmeyene et/börek/pasta yok.
Tamam yeme ama bir tadına bak.
Bunun aynısı dışarıda 10 lira.
Ye ye, kan yapar.
En önemli stratejisi ise ekmeksiz ye demesidir. Özellikle annelerin ve anneannelerin doyma noktasına gelmiş ama tabağında hala yemek kalan çocuklarına, torunlarına söylediği laftır bu. Zaten ağzıma kadar dolmuşum, ekmek yemesem ne fark eder.
Çocuk: Ziyade olsun, eline sağlık.
Anne: Ekmeksiz ye.
Çocuk: Doydum teşekkür ederim.
Anne: Ekmek yedin mi?
Çocuk: Yedim.
Anne: Bir de ekmeksiz dene.
Çocuk: Gerçekten doydum.
Anne: Olsun ekmeksiz iyidir
Çocuk: Doydum ya!
Anne: Hadi bakalım ekmekleri alıyorum masadan...

BİR ERKEK İÇİN BAŞARI!!
4 yaşında başarı... Pantolonuna işememektir.
12 yaşında başarı... Arkadaş bulabilmektir.
18 yaşında başarı... Sürücü ehliyeti alabilmektir.
20 yaşında başarı... Cinselliktir.
35 yaşında başarı... Para kazanmaktır.
50 yaşında başarı... Para kazanmaktır.
60 yaşında başarı... Cinselliktir.
70 yaşında başarı... Sürücü ehliyeti alabilmektir.
75 yaşında başarı... Arkadaş bulabilmektir.
80 yaşında başarı... Pantolonuna işememektir.

Gözler
İlk defa büyükşehire gelen bir köylü parkta iki sevgiliye rastlar. Sevgililer, "Gözlerimin içinde ne görüyorsun?" diye birbirlerine sorar, ikisinin de cevabı, "Aşkı, sevgiyi, dünyanın bütün güzelliklerini" olur. Bu konuşmalar köylünün çok hoşuna gider. Köyüne dönünce sabah karısına, "Gız Hatce, gözlerimin içinde ne görüyon" diye sorar. Karısı, köylünün yüzüne bir süre baktıktan sonra şöyle der:
- Çipaaaak!

Alkışlı Yorum
Salondaki kocaman hamam böceğini görünce ciyak ciyak bağırıp bütün mahalleyi ayağa kaldıran ben; bağırmamla yerinden sıçrayıp ayağındaki terliği çıkaran, 'Böceği öldürecek herhalde' diye düşündüğüm sırada terliği susmam için kafama fırlatan ise annem. Gidelim böcekler; hiçbirimiz bu evde istenmiyoruz...