Dünyanın göbeğinde, kameraların ve kurumların gözleri önünde kurulan bir çocuk istismarı ağı…
Siyasetçiler, akademisyenler, krallar, milyarderler…
Ve bütün bu çürümenin merkezinde bir isim: Jeffrey Epstein.
Son günlerde ortaya dökülen yeni belgeler, yalnızca bir sapkının suç dosyasını değil, küresel bir ahlaksızlık düzenini gözler önüne seriyor. Epstein'in gizli yazışmalarında kullandığı terminoloji, seçtiği kod adları ve zihniyet dünyası, meseleyi "adi bir suç" sınırlarının çok ötesine taşıyor. "Goyim" gibi aşağılayıcı ifadeler, "Baal" gibi sembolik tercihler artık tesadüf olarak geçiştirilemez.
Tam da bu noktada sormak gerekiyor:
Bu karanlık sadece bireysel bir sapkınlığın mı ürünü, yoksa ideolojik ve teolojik bir arka planın yansıması mı?
Bu soruyu, Türkiye'de Yahudilik ve Hristiyanlık tarihi üzerine yıllardır çalışan Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Duygu'ya sordum. Aldığım cevaplar, rahatsız edici olduğu kadar düşündürücü.
Prof. Duygu'nun altını çizdiği en önemli nokta şu:
Siyonist ideoloji, modern dönemde şiddeti ve dışlamayı bir devlet politikası haline getirmiştir. Üstelik bunu yaparken, Yahudi tahrif edilmiş kutsal metinlerinin belirli yorumlarını meşruiyet zemini olarak kullanmaktan da çekinmemektedir. Tanah'ta yer alan bazı anlatıların, "öteki"nin yok edilmesini ilahi emir gibi sunması, tarih boyunca bu zihniyetin nasıl üretildiğini göstermektedir.
Gazze'de çocuklar bombalar altında can verirken, Epstein'in adasında çocukların istismar edilmesi arasında kurulan bağ tam da buradadır:
Seçilmişlik iddiası, insanı insan olmaktan çıkaran en tehlikeli vehimdir.
Siyonizm, "vadedilmiş toprak" söylemi üzerinden, Yahudi olmayan herkesin bu coğrafyadan temizlenmesini hedefleyen bir teopolitik projeye dönüşmüştür. Prof. Duygu'nun da hatırlattığı gibi, Siyonist ideolojinin açık hedeflerinden biri, Filistin topraklarında Yahudi olmayan hiçbir unsurun kalmamasıdır. Gazze'de yaşananlar, bu ideolojik arka plan bilinmeden asla doğru okunamaz.
Peki Epstein?
Epstein'in bir Yahudi olduğu biliniyor. Ancak mesele onun etnik ya da dini kimliği değil; bu kimliği nasıl bir üstünlük ve tahakküm aracına dönüştürdüğüdür. "Seçilmişlik" inancı üzerinden Yahudi olmayanları aşağılayan, onları hizmetçi ya da köle olarak gören bir zihniyet, istismarı da, vahşeti de meşru görmeye başlar.
Baal sembolü, çocuk kurbanı iddiaları ve karanlık ritüeller…
Evet, bunlar Tevrat'ta ve Talmud'da yasaklanmıştır. Ancak tarihsel kayıtlar, İsrailoğulları içinden bazı grupların zaman zaman bu yasakları çiğnediğini de açıkça göstermektedir. Epstein'in "Baal" tercihi bir tesadüf mü, yoksa bilinçli bir mesaj mı? Bu soru artık sadece komplo meraklılarının değil, akademinin ve vicdan sahibi herkesin sorusudur.
Bugün gelinen noktada şurası açıktır:
Epstein skandalı, yalnızca bir suç dosyası değildir.
Bu skandal, seçilmişlik, üstünlük, dokunulmazlık iddialarının insanı nasıl canavara dönüştürdüğünün belgesidir.
Ve bu karanlık düzen sorgulanmadıkça,Gazze'de çocuklar ölmeye, dünyanın başka adalarında çocuklar istismar edilmeye devam edecektir.
Sessizlik ise suç ortaklığıdır.