Bugünkü
Takvim
  • 27 Mart 2017, Pazartesi

Türkiye’nin strateji ihtiyacı

Geçtiğimiz hafta "Ulusal Güvenlik Stratejisi" başlıklı kitabımı merkeze alarak dünyanın stratejik planlama anlamında ne yöne gittiğini tarif eden yazılar yazdım. Hem kitapta hem de bu köşede bu ülkelere böylesi zaman ayırmamın nedeni sadece kendi önemlerinden gelmiyor.
Tabii ki, Amerika, Çin ve Rusya gibi ülkelerin stratejilerinin neler olduğunu bilmek, dünyayı nasıl okuduklarını görmek, nelerden endişelendikleri ve güvenlik tehditleriyle nasıl başa çıkmayı planladıklarını tartışmak kendi başına kıymetli. Ama bu tartışmayı yaparken zihnimin hep bir kenarında Türkiye vardı. Size de bu strateji konusunu bu şekliyle ele almanızı öneririm.
Türkiye zor günlerden geçiyor. İçeride ve dışarıda önemli dönüşümler var. Ülke çok sayıda tehditle boğuşuyor. Üç farklı terör örgütüyle aynı anda mücadele ediyor. Güney sınırındaki iki ülkenin iç savaşından olumsuz yönde etkileniyor.
Amerika gibi en klasik müttefikiyle ilişkisinin ne yöne gideceği hala netleşmedi. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin birçoğu ile diplomatik gerginlikler yükselişte. Biz onları görmesek bile onlar bizi öncelikli tehdit olarak görüyor.
Bulgaristan'da bile Türkiye düşmanlığı yükselmeye başladı. Rusya ve İran gibi önemli bölge ülkeleriyle en iyimser bakışla inişli çıkışlı ilişkilerimiz var.
İşimiz kolay değil. Bu karmaşa içerisinde reaksiyonlar üretiyoruz.
Bir krizle karşı karşıya geldiğimizde genelde çok uzun süremiz ve çok farklı seçeneklerimiz olmuyor. Hızlıca cevap vermek zorunda kalabiliyoruz. Ve Hollanda krizinde olduğu gibi çoğunlukla bu krizleri tırmandırmaktan başka seçenek kalmayabilir.
Böylesi dönemlerde devletlerin anlık ve hızlı cevaplar üretmesi son derece doğaldır. Fakat böylesi dönemlerde dahi stratejik bir planlama çerçevesinde genel geçer ilkelere sahip olmak tercih edilir. Eğer dış politikada ve güvenlik konularında vazgeçilmez temel prensiplerinizi belirlemezseniz bu tür hızlı akan süreçler sizi de içine alıp aktığı yöne doğru sürükleyebilir.
Devletler bu tür dönemlerde nehrin akıntısına ters kürek çekmemeli ama nehrin akışına da teslim olmamalı. Nehrin akışıyla uyumlu bir biçimde kayalıklara ve kenara sürüklenmeden gemiyi yüzdürmenin yolu bulunmalı. Tam da bu nedenle Türkiye'nin durum ne olursa olsun acilen stratejik planlamalara ihtiyacı var. Bu planlama nehrin akışı sakinleşene kadar hızla kürek çekmeyi becerebilecek fakat aynı zamanda nehirle uyumlu bir biçimde seyredebilecek hesaplamalara ve siyasal iradeye dayanmalıdır.
Bu planlama dünyanın ne yöne gittiğini kestirebilmeli. Akıntının hızını anlayabilmeli. Akıntı içinde çıkabilecek tehditleri tespit edebilmeli. Kendi kapasitesini iyi hesaplamalı. Hangi manevraya dayanıklı olabildiğini görmeli.
Hangi küreklere ağırlık verileceğine karar vermeli. Dümendeki kaptanın yetkilerine özen göstermeli. Ve daha sayılabilecek birçok önemli tedbir alınmalı. Aksi taktirde bu hızlı akıntı bizi istemediğimiz sonuçlara sürükleyebilir.
Peki bu planlamanın esasları neler olmalı. Bu soruyu çok uzun uzun tartışabilirsiniz. Ama öyle ya da böyle varacağınız noktalar var.
Öncelikle dünyanın nasıl yaptığını bilmelisiniz. Hem rakiplerinizin ne yaptığını bilmek için hem de akıntının gidişatını görebilmek için bu tür genel değerlendirmeler şart. Sonra Türkiye'nin kapasitesini ölçmelisiniz.
Önceki örneklerdeki hataları tekrar etmemek gerek. Stratejik planlama ne korkulara, ne arzulara, ne de gurura terk edilmemeli. Stratejik aklı merkeze almalı. Bunun boyutlarını ise daha çok uzun süre tartışacağız.
Sanırım 16 Nisan referandumundan sonra kapsamlı dönüşüme gideceğiz.
Evet çıkarsa yeni bir devlet yeni bir düzen çıkacak. O devletin de yeni stratejik bakışa ihtiyacı var.
Tartışmayı şimdiden başlatmak lazım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya