15 Temmuz darbesini tezgâhlayan FETÖcüler yargılanacak. Çok yüksek sayıda zanlıdan bahsediyoruz.
Silivri'de kurulmuş devasa bir mahkeme salonunda uzun uzun davalar görüşülecek.
Tüm ülkeyi yargılamak için kurdukları büyük mahkemede yargılanıyorlar. Kime niyet kime kısmet... Sinsi planları başlarına geçti.
Bu süreç oldukça çalkantılı geçecektir. Uzun davalar sırasında her gün yeni yeni tartışmalar ortaya çıkabilir.
Bu tartışmaların toplumsal bir boyutu olacağını kastetmiyorum. Aksine bu dava hiçbir zaman toplumsallaşamayacak. Çünkü doğası gereği toplumdan uzak olan FETÖ' nün toplumsal desteği olmadığını biliyoruz. Davalar başladı ve mahkeme salonun etrafında ancak üç beş kişi var.
Çünkü bunlar toplumun ortak nefretini kazanmış bir grup. Çünkü bunlar yakınları için bile utanç kaynağı. Öyle bir ihanetin içine girdiler ki, tutulacak tarafları kalmadı. Öyle bir nefret simgesine dönüştüler ki, kimse acımıyor bunlara. Millete kurşun sıkan, Meclisi bombalayan bir örgütten bahsediyoruz.
Tarihte eşi benzeri az görülmüş bir ihanet çetesi var karşımızda.
Fakat akıldan çıkarmamak lazım.
Bunlar her zaman yaptıkları gibi bir kaos yaratmaya çalışacak. Hukuk zemininde bir karmaşayı tek çıkar yol olarak görüyorlar. Saçma sapan ve tutarsız tonlarca zırva üreterek hukuk sisteminin kafasını karıştırmak isteyecekler ve bunun üzerinden uluslararası basına poz vereceklerdir. Yüzlerinde hep bir damga gibi taşıdıkları zoraki sırıtışla herkesi öfkelendirmek isteyecekler. Tüm hayatı bir algı operasyonu ve imaj çalışması zanneden bir örgütle karşı karşıyayız.
Tek bildikleri yöntem yalan. Tek inandıkları bir sahtekâr. Hayatlarını bir zırvanın peşinde ve gizlilik içerisinde geçirmişler. Kendi aralarında dahi kod adı kullanan bir grup uyuşuk zihniyet.
Nereye koştuğunu bilmeyen sadece ıslık çalınca takip eden açgözlüler topluluğu.
Mensuplarını toplumdan uzak tutmaya çalışan örgüt toplumla tüm bağlarını koparmış haldeydi.
Bu nedenle belli bir noktaya kadar başarılı olmuştu. Ve yine aynı nedenle başarısız oldu. Devlete sızma ve kendi iç bütünlüğüne korumada işe yarayan bu yalıtılmışlık hali toplumun gücünü fark etmemenin de sebebi oldu. Her seferinde kendilerince başarılı olabileceğini düşündükleri ve kusursuz sandıkları planlar yaptılar.
Fakat her seferinde toplumun tarihsel anlamda nereye doğru evrildiğini ve bu evrimin ne güçlü bir akıntı olduğunu kavrayamadıklarından başarısız oldular.
Tarih boyunca büyük devrimleri kendi dar grup çıkarlarına kurban etmek isteyenlerin akıbetine uğradılar.
Bu örgüt Türkiye'de bürokrasinin en güçlü toplumsal sınıf olduğu dönemde kurulmuş ve gelişmiştir. Bu nedenle kendisini de o dönemin silahlarıyla kuşatmış ve o dönemin zihniyetiyle planlama yapmıştır. 2000li yıllarda yaşanan toplumsal dönüşümün kuyruğuna bir asalak gibi yapışmıştır.
Yani yine yükselen gücün peşinden gidip onun araçlarını eline geçirmeye çalışmıştır. Fakat günün sonunda o güce meydan okumaya başladığında gücün asıl kaynağının toplum olduğunu görememiştir. Göremezdi de. Çünkü bu yeni toplumsal ve siyasi gerçekliğe uzaktı. Onun kuyruğundaki bir asalaktan başka bir şey değildi.
Topluma hiçbir zaman inanmadı.
Devletin içerisine sokabileceği elit bürokratlara ve dış bağlantılara güveniyordu. Dış bağlantılardan da çok faydalandılar, bürokrasinin boşluğundan da. Ama ikisi de toplumu devirmeye yetmedi. Çünkü artık bu toplum, ellilerin, yetmişlerin veya doksanların zayıf toplumu değil. Artık bu toplum kendisi bir aktör oldu. Devlet ilk kez gücünü toplumdan alıyor.
Gücün kaynağı toplum olduğu için onun gerçekliğini kavrayamayanlar dış destekleri ne olursa olsun kaybedecektir.
Fakat bu dava süreci esnasında unutmamak gerekir. Çeşit çeşit algı operasyonu bizi bekliyor.
Kazanamayacak olsalar da deneyecekler.