Bu beraberliğe galibiyet muamelesi bile yapabilir. Alex olmayınca, Fenerbahçe'nin hayat damarları da yok.
Ama ilk yarıda her şeye rağmen, oyunu kontrolü altına alan ve rakibi tedirgin eden bir Fenerbahçe vardı.
Buna karşılık zor kazandığı topları, kolayca kaybeden bir Kayserispor.
Fenerbahçe defansının ustaca uyguladığı ofsayt taktiğinde Makukula kolayca yem olurken, karşı düşünce üretmesi için Cangele iyi bir koz olabilirdi. İlk yarıda bu hiç denenmedi. İlk yarıda Fenerbahçe'nin öne çıkışlarında, yine Güiza öne çıktı ki.
Bir gerçek var ki, Güiza rakip cezaalanına girdiği zaman, beceriksizlik tanrıları onunla çalışıyor.
Dün gecenin kabusu Güiza'ydı... Cristian'ın attığı golde, Süleymanou'nun yediği gol arasında, mühehdislik ve zeka konulu bir oyuna kendini vermek gerçeği yatıyordu.
Cristian, uzak diyarlardan topa vururken, zemini de hesaba kattı, talihini de. Süleymanou, hiçbir şeyi hesaba katmadı. İkinci yarı futbol manzaralarıyla doluydu. Bunda, ilk yarıdan dersini alan Tolunay Kafkas'ın, kanatlarını oyuna sokması ve baskıyı artırması kadar, Fenerbahçe'nin defansını geriye çekmesinin etkisi büyüktü.
60. dakikadan sonra orta alan çöktü, takım oyundan düştü, iki pas arasındaki boşluğu dolduran Fenerbahçe'de Kazım yine rahatsız gecelerinden birindeydi. Çenesi ayaklarından çok çalışınca, yok yere sarı kart gördü.
Emre etkisizdi, Cristian golün dışında yoktu. Aslında kimsenin kimseden bir farkı yoktu zaten.
Maçın adamı Volkan Demirel'di. Bu sezon hiçbir maçta, yenilmeye bu kadar hazır bir Fenerbahçe izlemedim.
Bir haftada ne değişti?
Fenerbahçeli futbolcular maça çıkmadan önce aklını nerede bıraktıysa.
Cevabı da orada arasın.
Bir haftada değişen doğrular ve yanlışlar arasında, gecenin denklemini kurabilmek mümkün değil çünkü!