İlk yarıda olağan dışı bir takım.
İkinci yarıda olağanüstü bir sonuç.
Ve olağanüstü bir Gökhan Gönül. Fenerbahçe adına temkinli bir başlangıç, ya da sabır işçiliği diyelim.
Karabükspor'un maçın başında özellikle Santos'un alanından tehlikeli bindirmeleri var. İlk çeyrekte bol taktikli hesaplaşmalar zinciri. Karabük'ün orta alanı kalabalık tutması, Fenerbahçe'nin oyuna ağırlığını koymasına set çeken bir anlayış.
Bunu Karabük adına, "Av olma içgüdüsünün dışa vurumu" olarak yorumladım.
Ama Fenerbahçe'nin çok adamla bindirme isteğinde, savunmada az adamla yakalanma riskini de Fenerbahçe adına "av olma" gerçeği kabul ettim. Karabük'ün böyle bindirmeleri de fazlasıyla mevcut. Fenerbahçe'de bu yarıda dikkat çeken isimler Mehmet Topuz ve Gökhan Gönül. İkisi de iliklerine kadar mücadele ediyor.
Ama savunma tek hat üzerinde bir intihar vadisini andırıyor.
Özellikle Santos, anahtarını rakibine uzatan gardiyan rolünde.
Niang yokları oynuyor.
Emre'nin ofansif yanı pasif. "Beklenen golün uzaması telaş getirir mi?" diye kendime sordum ama Fenerbahçe'nin böyle maçların altından kalkacak tecrübesi olduğunu da not düştüm.
Ama ilk yarının Fenerbahçe adına bendeki özeti. "Bunlar geceyi yokuşa sürüyorlar!" İkinci yarıda Fenerbahçe rakip alanda daha çok görünüyor.
Bol aksiyonlu sahneler de var.
Ve 66.dakikada Lugano'nun golü.
Bu golde "Talih melekleri Fenerbahçe için Karabük'e gelmiş" dedim ama Alex'i yine tırnak içine aldım.
Muhammed'i hataya, Lugano'yu gole sürükleyen adam Alex'ti...
Zor günlerde ortaya çıkan hızır. Dün gece herkes bir yana, Gökhan Gönül bir yana. Topla her buluşması bir ayaklanma gibiydi.
Yüreğinden bile ter aktı. Sarı lacivert pervaneler sadece ışığa koşmadı, yokluktan varlığa koştu.
Şimdi tören adımlarıyla şampiyonluğa koşuyorlar.