Son kullanma tarihi geçmiş bebek bisküvisini bile tarihiyle oynayıp satan kansızlara, bu ülkede ticaret yasaklanmalı desek, duyulur muyuz? "Bebeklerin bile canına kastedenlerin canı cehenneme" desek, insanlığa zarar vermiş sayılır mıyız? Cevaplar sizin!
Kaşar peynirlerinin içinde katı yağlar, süt diye yutturulan buzağı maması, patates ve daha bilmediğimiz bilumum sağlıksız maddeler var.
İade gelen bozuk peynirleri eritip taze kaşar yapıyorlar. Kullanılan maddeler 'clostridium' adlı toksin oluşturuyor ve yüksek ölüm oranına sahip Botulizm hastalığının kapısını açıyor. Böyle peynirlere kapısını açan marketler varken bu demektir ki "her şerefsiz kazancın şerefsiz bir sahibi var!"
Haksız kazancı düdükleyenlerle parayı verenlere düdük üfleyenler arasındaki sayısal bağlantılar nedense bir türlü kopmuyor. O yüzden kansız tüccarların iki dünyası var. Birincisi her türlü haksız kazanca bahane aradıkları ve yoksulları ezdikleri dünya. İkincisi yaptıklarını saklayıp kendilerini akladıkları dünya! Haksız kazancın sülükleri kan emmekten vazgeçer mi? Nasılsa şerefsizliği "fazla kaçırmanın" sakıncası yok.
Yoksul olmak insanı değersiz yapmaz ama şerefsiz bir zengini değerli yapan sistemden korkulur.
Fazladan bir sıfıra her şeyini satanlar ülkesiyiz. Namussuza şerefsize bir şey demiyor da bizim ömrümüzü sünger gibi emiyor hayat. Katillerin hırsızların kapılarını "bir ihtiyacın var mı?" diye tıklatıyor da bize gelince kapıları üzerimize kilitliyor hayat.
Paranın ve yalanın dili her şeyi susturdu. Para elbette önemli ama şerefiyle kazanılıyorsa! Namuslu insanlar çok çalıştılar az kazandılar, torunlarına bir bisiklet alabilmek için ömürlerinden yıllar verdiler. Kendilerinden daha yoksul komşularının reçetelerinden haberleri oldu da kimseyi incitmeden o ilaçları alıp getirdiler.
Onlar en zor şartlarda bile haksız kazancın peşine takılmadı, evlatlarının boğazından bir lokma haram geçirmediler. Evlerine ekmek götüremedikleri için ipi kendi boğazlarına geçirdiler.
İşsiz kalıp intihar eden müzisyen arkadaşlarımı rahmetle anarken, müzik dünyasındaki şerefsiz kazancın çakallarına da "cehennemin dibine kadar yolunuz var" diyorum.
Herkes ölümüne kadar hayatta ama bütün mesele ayakta ölmek, bu şerefe de herkes nail olamıyor. Biz ne insanlar gördük, kalan ömrünü yerde bulsa eğilip almadı da şerefsizliğe mi eğilecek?
MUTLULUK TAKVİMİ
- Alacaklı ol, borçlu kalma!
- Karşındakini içten dinle.
- İnadına kağıt kalem kullan.
- Bol su iç.
Biz gururla silerdik
Gözümüzdeki yaşı
Her akşam düşlerimiz
Yıldızlı dilek taşı
Kalbimizde yaşanan
Dilimizde şarkıydı
Aynı kızı sevsek de
Arkadaşımın aşkıydı
Nerde ömrü çözüp çözüp
Bağladığımız geceler
Nerde o sırt sırta verip
Ağladığımız geceler
Gözyaşları boğarken
Sevdalı yastıkları
En güzel teselliydi
Arkadaş ıslıkları
Hakkı YALÇIN
Şartlar eşit değilse kazananlar asla kazanmış sayılmazlar!
GERÇEK DOSTLAR
Lise yıllarımdan kalan çok sevdiğim bir dostumdan yıllar sonra mail geldi. Başka bir ülkede yaşıyor. Bende güzel izler bırakmış ki hemen karşılık verdim. Bizler iyiyi de tanıdık kötüyü de. Kansızın biri kalleşliği savunurken; "ben artık büyüdüm" demişti de o zavallı küçük şeye aynı saygıyı göstermek ne mümkün.
Hayatın nostaljik yanı bizde başkadır ama eski zamanı hatırlarken, sadece güzel insanları tırnak içine alıyoruz. Yeni moda kalleşleri elimizin tersiyle iterken!