ÖNCEKİ gün 'insanlığı' bir taşın üzerine oturmuş gördüm de "beni mi arıyordun?" dedi.
Gülümsedim, "eskiden seni aramaya gerek yoktu" dedim, "umut ettiğim her yerde seni bulabilirdim." "Artık bana ihtiyaç kalmadı" diye karşılık verdi, "kötülüğün bu kadar palazlandığı ve cilalandığı bir dünyada Kaf dağları da kalmadı ki umut edesin!"
***
Her gün yeni bir vahşetin ve namussuzluğun zafer haberleri yayınlanıyordu televizyonlarda. Uyuşturucu çakalları altın devrini yaşıyordu, meydan boştu kirli paranın gönlü sarhoştu.
Kötülük bir koyup bin alıyordu da insanlık;
"sütünü dökmüş kediler bile insanlardan daha yürekli" dedi.
Oturduğu taşın üzerinde kurduğu cümlenin arkası daha oturaklıydı. "İrtifa kaybettim ve düşerken anladım ki insanlar yarın daha da alçak olacak!"
***
Kötülüğün çekim alanı gittikçe genişliyordu da her şey para içindi.
Kötülük zincirleri insanları aptal yerine koyan mutluluk zincirlerinin yerini almıştı.
İpine sahip arayan kuklalar çocuk kanıyla bile beslenirken kötülük kana karışmıştı artık.
Taşınmaz mallar canlardan değerli sayılıyordu, serveti şerefiyle ölçülen insanlar mumla aranıyordu.
Ay ışığını dansa kaldıran mevsimler çoktan kurumuştu.
"Ben bile boyumun ölçüsünü aldım" dedi insanlık. Sonra hüzünlü bir sesle bana sordu;
"sen içindeki boşluğu neyle dolduruyorsun?" "Çocuk sevgisiyle" dedim de alaycı bir gülümsemeyle "senin gibilerin modası geçti" diye karşılık verdi.
"Neden taşa oturuyorsun?" diye sordum yine bilge bir cevap.
"İnsanların konuşarak anlatamadıklarını taşlar susarak anlatır."
***
Sonra "taş" deyip geçme" dedi, "mezarınızın üzerinde olunca asil, ayağınızın altında olunca basit öyle mi?" "Hayır" dedim, "insanoğlu taşları birbirine sürterek ateşi keşfetti, kötüler birbirine sürtünerek dalkavukluğu keşfetti!" Beni onaylamak için başını salladı, "hala bu dünyadan umudun mu var yoksa?" diye sordu.
"Yok" dedim "ama hiç olmazsa çocukları ölüm emzirmesin!"
***
O sırada bir dozer geldi yoldaki taşları toplamaya başladı.
İnsanlık; cebinden çıkardığı ipi boğazına dolarken bana hüzünlü baktı; "çocuklara iyi bak" dedi. Son cümleyi söylerken boğazına bir taş oturdu sanki.
"Ne kadar bakabilirsen!"
***
Bu dünyanın bozulmasına sebep olan bütün haller kirli insanların elinin altındaydı artık.
Elimdeki son taşı da onlara attım.
Sanırım bir sinek vızıldadı!