O babalar ki, kömür madenlerinden "ölümün nefesini" koklayarak baktılar çocuklarına. İki gözleri iki kömür...
Patronlarına "çocuklarının uğruna ölecek" bir babalık duygusu bıraktılar.
Ama bir şey var ki...
Gözlerini arkada bıraktılar.
Madenlerin sahibi Nurullah Ercan, acılara yabancı değil.
2000 yılının 19 Temmuz'unda, 17 yaşındaki kızını toprağa veren bir baba.
Lösemi'ye yakalanan ve aylarca tedavi gören bir kızın acılı babası.
O yüzden şimdi babasız kalan 40 çocuğun acısını da en iyi o anlar.
Cennetteki kızının babası olarak.
Nurullah Ercan'ın, kapanan madeni, ölümün işçilerine kapanan hayat demek.
Ama Nurullah Ercan'ın, Türkiye'nin çeşitli illerinde, güneş imparatorluğu var.
Yeraltı zenginliklerini gün ışığına çıkaran, büyük şirketleri mevcut.
Onun, 40 çocuğun hayatında, yaşam bileti kesen kondüktör olmasını istesek, haksızlık etmiş olmayız.
Baba olduğu için isteriz ondan.
Acıyı tanıdığı için. Ve her şeyden önemlisi o çocukların ölen babalarını tanıdığı için.
O çocuklar ki...
Yıkık duvarlar gibi bakıyor kimi.
Kimi, bir peri masalı gibi bakıyor.
"Sonlardan başlangıca dönüş var mıdır?" diye, okumak için, hayatın güçlü işçileri olabilmek için bakıyor.
Hepimize bakıyor.
En çok da, Nurullah Ercan'a...
İnsan bir kere gelir dünyaya. Böyle bir fırsat her zaman insanın önüne gelmez.
O çocukların geleceğine yazılmak; sütü helal, kanı helal, kazancı helal bir hayatın en namuslu belgesidir.
Çünkü 40 çocuğa baba olmak, her kula nasip olmaz.
Siz seçildiniz Nurullah Bey!
Sizi biz seçmedik, "kader seçti!"
Kimse boşuna seçilmiyor bu hayatta.