Rakibi Galatasaray ters istikamete yol alırken, Fenerbahçe 45 yıllık tarihi mat etmenin yolundaydı.
Anlayacağınız dün gece, galibiyeti tahrik eden neden çoktu.
Oysa kendine güvenli başlangıcı vardı Gençler'in. Yapıcı paslar, hatta Fenerbahçe'ye kendi alanında baskı uygulamak gibi, özel bir güç gösterisi.
Ama sahanın içindeki ince işçilik 12. dakikada iktidarı ele geçirince gol de geldi.
Fenerbahçe ilk yarıda akıllı oynadı. Rakibi kendi alanında kabul eder görünürken, atakları "ince elenmiş sık dokunmuş" biçimdeydi.
Ve tasarrufunda saklıydı sanki.
Gençler'de hücum yoksulluğunun sebebini mantalide aramak yerine, Fenerbahçe orta alanındaki dirençli müdahalelerde aradım.
Emre'deki militan coşkuya eşlik eden bir Mehmet Topuz vardı. Savunmadaki direncin baş oyuncusu da Bilica'ydı.
İkinci yarıda, futbolun pozitif ruhu sahadaydı ve iki kale arasında mekik dokudu. Fenerbahçe direklere takıldı.
Gençlerbirliği, kaleci Volkan'a...
Ama Gençlerbirliği'nde olmayan sihirli bir ayak vardı Fenerbahçe'de...
Alex de Souza... Attığı iki gol, onun neticeye müdahelesidir.
Neticenin ta kendisi.
Görünen bir şey varsa...
Bu Alex taşa bile hayat verir!
Gecenin güzelliklerine alkış tutarken Volkan, Emre ve Bilica'yı da unutmayalım.
Emre'de, bir savaşçının yüzü vardı.
Volkan'da konsantre olmanın bütün halleri. Bilica da sezonun en iyi oyununu çıkardı.
Dün geceki Fenerbahçe, eleştirileri ardında bırakıp övgüleri hak edecek biçimde terk etti sahayı.
Kendi tarihini kendisi yazarken...
Fenerbahçeli bir taraftar maçın bitiminde haykırıyordu. "Alemde tekiz!"
Bir başkası da ona eşlik ediyordu. "Ayıptır söylemesi...
Sekizde sekiz!"
Böyle bir galibiyeti alkışsız da bırakmayalım. Çiçeksiz de...