Kimsenin kapısını çalmadan içeri girmedik.
Kimsenin ekmeğine göz dikmedik.
Ermeni-Kürt diye kimseyi ayırmadık, kendimizden olanı korumadık.
Ve hiçbir zaman bağırmadık, "Nerde bu devlet?" diye.
Devletin bizler için olmadığını, çocukken öğrenmiştik çünkü.
Yalan değil, yasak kitaplar okuduk.
Ama kimsenin canına okumadık.
Beceremedik kendi çıkarlarımıza sahip çıkmayı.
İşçilerin, işçileri sattığını geç öğrendik.
O işçilerin, işçileri sevmeyen politikacıları ne kadar sevdiğine de şaşırmıyoruz o yüzden.
Ama hala işçileri savunuyoruz.
Yarı yolda bırakmayı, kendimize yediremediğimiz için.
Platonik aşklarımız vardı, nice zenginliğe değişmedik.
Nöbetlerde tüfek çattık da, devlet baba katillerle barışık yaşayan düzene hiç çatmadı, bizlere çattığı kadar.
Şehirleri görgüsüz yapan insanlardır.
İnsanları görüsüzlüğe iten de, kişiye özel kanunlar.
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diyenlerin kim olduklarını öğrendik.
Ya pezevenk, ya çakal!
Kendilerini yasaların üzerinde görenlerin, bizden olmadığını biliyoruz.
Bizler kalbimizdeki anahtarı, çocukluğumuzda devlete teslim ettik.
Devlet bizi sadece kadere teslim etti.
Hırsızlardan, katillerden korumadı.
Yetimin öksüzün kanını emenlerden hiç korumadı.
Vatan borcumuzu katıksız ödedik.
Ne vergi borcumuz var, ne diyet borcumuz.
Kredi borçlarımız var, onu da ödüyoruz.
Alacaklarımıza mahsuben...