BAZEN ilginç insanlarla yapılan sohbetlerin aklımı aldığını itiraf etmeliyim.
Geçenlerde öyle biriyle akşamüstü karşılaştım, parkta yanıma yaklaştı "bana pide alır mısın?" diye sordu.
"Tabii ki alırım" dedim, oturduğum parktaki bakkala koştum hemen iki pideyle döndüm.
Ucundan koparıp yedi, ardından da "seni denemek istedim" dedi.
"İstediğin başka bir şey varsa onlarla da deneyebilirsin" dedim.
Hiç tanımadığım birinden duyduğum cevabı dostlarımdan duymak isterdim;
"sen deneme tahtası değilsin!"
***
Parkın orta yerinde sokak köpekleri vardı da ikisi kuyruklarını sallayarak ayaklarıma dadandı.
"Bizi sev" işaretlerine başlarını okşayarak karşılık verince, "seni nereden tanıyorlar?" diye sordu.
"Sevgimden" deyince "süs köpeklerine alerjin var galiba, seni bazen okuyorum" diye bana bana delil bıraktı.
"Hayır" dedim, "alerjim süs köpeklerine değil, sokak köpeklerini hor gören süs köpeği sahiplerine!" Gülümseyerek alkışlarken cevap yine farklıydı; "köpeği süs olarak kullananlardan korkulur!" Elindeki pideden parçalar koparıp yanımdaki iki sokak köpeğinin önüne koydu, köpekler pide parçalarını alıp uzaklaştılar.
"Neden daha fazlasını istemediler?" diye sordu da "onlar bu kadarıyla yetinmeyi öğrendiler" diye cevap verdim. "Onurlu yoksullar gibi!"
***
Bir kağıt parçası çıkardı cebinden, bir süre kurcaladı sonra birden bana döndü.
"Hiçbir kadına hamiline çek yazdın mı?" diye sordu, "hayatımda çek kullanmadım" dedim. "İyi yaptın" dedi, "yoksa o kadınlar hamile kalabilir!" Magazindeki nafaka şıllıklarını kastettiğini farz edip, bu ilginç ironiye kahkaha attım, "sen hiç kullandın mı?" diye sordum da "yok" dedi, "benim bütün defterlerim dürüldü!"
***
Üstü başı iyi değildi ama yüreğinden dökülenler şıktı. Ağzındaki dişlerin birçoğu eksilmişti, hayatın dökülen duvarlarına yaslandığı her halinden belliydi.
Kendisiyle niye bu kadar uzun sohbet ettiğimi sorunca, "ben yüreği zenginleri severim" dedim, "züppeleri" değil.
Merak ettim, "nerede yaşıyorsun" diye sordum "Truva atım var" diye karşılık verdi, "ama içinde saklanmıyorum, kimseye de kalleşlik yapmıyorum." "Peki ne iş yapıyorsun?" "Hayata baharat katıyorum!" Cebinden çıkardığı bir avuç kekiği bana uzattı "al" dedi, "kokusu gelmiştir!" "Fiyatını ödemeliyim" deyince, yine sihirli bir cevap verdi; "yürekten gelen hediyelere sakın para uzatma karşındakini incitirsin!" Elimi sıkıp uzaklaşırken noktayı koydu. "Bir gün burada seninle satranç oynamaya geleceğim, o zaman beni daha iyi tanırsın!"
Mutluluk Takvimi
Hiçbir şeyi hayata değişme.
Lösemili çocukları unutma.
Yoksul insanla iftar aç.
Bir yel eser ılgıt ılgıt
Kalemle kirlenir kağıt
Yürekteki derin ağıt
Unutulur unutulur
İki yürek aynı anda
Kıyamet koparken canda
Yaşanan ilk heyecan da
Unutulur unutulur
Hasret sorgular yılları
Yolcu tanımaz yolları
Aşkın sımsıcak kolları
Unutulur unutulur
Hakkı YALÇIN
Çocuk kalma hevesini kaybedenin yaşama hevesi kursağında kalır.
Aynen böyle!
Kara bulutların aradan çekildiği bahar mevsiminde çocuklarda uçurtma hevesi ayaklanırdı.
Sosyal terbiye her şeyin üstündeydi, piknik yaptığı yeri giderken temizlemek insanlık yasası.
Şimdi insanın kaba olanı makbul, piknik yaptığı yere tuvaletini bile bırakanı!
Birkaç gün içinde bu sahneler başlayacak ve bunları işaret ettiğinizde alacağınız cevap aynı olacak; "sana ne ulan!"