Kendine göre kuralları ve zarafeti vardı.
Eli kalem tutmak gerçeğinin, meslekteki itibarını yetenek ve emek belirlerdi.
Yozlaşan sistem, ünlü olanların gazetecilik yapma sistemini üretti.
Popülerlik saygınlığın önüne geçti.
Ne acıdır ki, emekçilerden daha öndeler.
Gazetecilik dil değiştirdikten beridir ki, topluma yol gösteren rehberlik de el değiştirdi.
Şarkıcılar bile önemli gazeteci artık.
Rütbeleri var.
İnsanların yıllarca uğraşıp didinerek elde ettikleri köşeler, onlara rezerve ediliyor.
Mesleğin elit kısmını temsil ediyorlar üstelik.
Sanatçı duyarlılığın en yürekli tepkilerinden birini yönetmen Zeki Demirkubuz'da görüyorum.
12 Eylül'de hapse düşmüş bir yönetmen.
Son dönemde öğrenci davalarını, mahkemelere kadar giderek takip eden...
"Bugünkü mahkemeler, yargılandığım mahkemelerden daha korkunç" diyebilecek kadar, sorumluluk ve vicdan sahibi bir insan.
Böyle insanlara, ne sanat aleminde, ne medyada hakkı verilmiyor ama sadece popüler olduğu için, birçoklarına cennet gibi bir medya sistemi sunuluyor.
Ajda Pekkan köşe yazarı.
Hayatında bir kez olsun, toplum için elini ateşin altına sokmuş değil.
Zeki Müren'in, sahneye çıkmadan önce içki içmediğini yazarak, tarihi aydınlatıyor.
Toplumu bilgilendiriyor.
Hey gidi dünya hey!
Eskiden olsa... "Bu mesleği bu ülkede kaybettik.
Bu ülkede kazanacağız" derdim.
Ama benim sözüm belli. "Eğer bu meslek bir daha eski itibarını görürse namerdim!"
Hiçbir meslekte kaybedileni kazanmak mümkün değil çünkü!