Filmin adı: "Galibiyet bağımlısı."
Baş oyuncular Niang ve Emre Belözoğlu. Co star: İkinci yarıdaki Gökhan Gönül.
Fenerbahçeli futbolcularda ilk dakikalarda tanıdık bir iştah.
Buna karşılık Konyaspor'da "kolay lokma" olmadığını gösterme çabasında.
Ama Fenerbahçe gibi bir takıma karşı savunmayı ilerde tutmak intihar gibi geldi bana. Ve Emre'nin asistinde savunmanın arkasında yapayalnız kalan Niang'ın golü. Bu golde hırçınlığın kadim dostu Emre'ye parantez açtım.
Takip edip kaptığı topla rakibin pestilini çıkarıp, ayaklarındaki anlamın tadını çıkarmak varken, her pozisyonda hakeme ve rakiplere dönmek neyin nesi.
Öfkesinin kabarmadığı anlarda, dün geceki Emre'nin futbolu dalga dalgaydı. İlk yarıdaki Fenerbahçe'de yolu kısaltan adamların başında Niang geliyordu. Tribünleri baştan çıkaran bütün sahnelerde o vardı.
Orta alanda Alex ve Mehmet Topuz etkisizdi. Stoch iyi niyetli ve hareketliydi ama çok beceriksizdi.
Cristian'ın varlığı, orta alana yokluk bindirmesi yapıyor zaten.
Silik Caner de geceye eklenince...
İlk yarıdaki Fenerbahçe kartpostalı ön yüzü tek farklı galibiyet.
Arka yüzü tedirginlik olarak kaldı.
Konyaspor'un ilk yarıdaki bindirmelerinin bendeki tarifi. Varlığıyla yokluğu saniye süren pozisyonlar. Pas hatalarının rekor düzeye çıktığı ikinci yarıda, bir orta alan kargaşası izledik.
Konyaspor'un adam kaçırma pozisyonlarına, Niang ve Stoch'la karşılık veren Fenerbahçe'de Stoch'un kaçırdığı net pozisyonları "yedekliğin yan etkileri" olarak değerlendirdim.
İkinci yarıda Gökhan Gönül'ü tırnak içine aldım.
Semih'in golünü de tribünleri rahatlatan vuruşunu, Stoch'a ders olarak gösterilmesi gereken vuruş olarak not ettim. Dün gece Saracoğlu'nda beklenen fark yoktu. Fenerbahçe'nin alışılmış futbolu da yoktu ama.
Kazanma ruhu vardı.
En görkemli sistemdir ruh.
Ve Fenerbahçeli futbolcuların döktüğü terin ödülüdür galibiyet.