Sabahın erken saatlerinde, yandaki deri mağazasında bir gürültü kopmuştu.
12 yaşlarındaydım.
Mağazanın bodrum katına bir çocuğu kilitlemişler, büyükler de küçük pencereden çocuğa hakaretler ediyorlardı. "Hırsız!" diye.
Söylenenlere göre, benim yaşlarımdaki çocuk, çalıştığı mağazadan deri mont çalmıştı.
Ben işimi tamamlayıp, 15 dakika sonra geri döndüğümde, o bodrum katında hüzünlü bir manzara vardı.
12 yaşlarındaki çocuk, kendisini asmıştı.
Belki haksız suçlamalara dayanamadığı için.
Onuru için...
Onu öldüren, doğruluk payını bilmeden hırsız suçlaması yapan büyüklerdi.
15 yaşındaki Cansel Eroğlu, 3 gün önce Tekirdağ'daki evinde kendini astı.
Hem annesi, hem babası alkolik.
6 yıl Edirne Yetiştirme Yurdu'nda kalmış.
Hayat ona sıcak bir sevgi vermekten sınıfta kalmış.
Tek dostu oyuncak bebekler.
Onu ölüme götüren, oyuncak bebeklerin verdiğini, "canlıların" verememiş olması.
Onun kendisini öldürmek için yaptığı planı, büyüklerinin onu yaşatmak için yapmaması...
O küçücük yüreklerin, kendilerine kurdukları heybetli darağaçlarının karşısında, o gücü nasıl bulduklarını çok merak ediyorum.
Ve onları ölüme sürükleyen nedenleri oluşturan büyükleri düşündüğüm zaman, "asılacak adamlar sergisi" düzenliyorum gönlümde.
Kendilerini asan çocukların cesaretiyle.
Asılacak adamların korkaklığı arasındaki farkı göstermek için.