NEFRETİN kirinden arınırız da bizleri birbirimize düşüren gerçeklerin farkına varırız bir gün.
Yönümüzü değiştiririz, hayatla aramızı açanlara değil kardeşliğe dostluğa açarız yüreklerimizi.
Halkın arasına karışmakla halkı karıştırmak arasındaki farkı hissederiz.
Severek bağışlarız hataları, iyiliklerden güzelliklerden bahsederiz biraz.
Kolayca kaybettiklerimizi zor da olsa yeniden kazanırız belki.
***
İnsanlığa omuz veririz, kendimizden diye kötü insanlara değil.
Haksızlığa karşı durmanın onuruna kavuşuruz belki.
Kimin ne düşündüğüne, nasıl giyindiğine değil, insan olduğuna bakarız.
Buğday tarlalarının gökdelenlerden değerli olduğunu fark ederiz.
Ses tonumuzu değiştiririz, bu bereketli topraklarda yemekten kurtuluruz birbirimizi.
Ülkenin her karış toprağına bulaşmadan hastalık, iyileşiriz belki.
***
Bakarsınız ruhumuzdaki adalet ayaklanır yeniden, demokrasinin kötü tarafını temsil etmekten vazgeçeriz.
Kendimiz gibi düşünmeyenlerle meydan muharebesinden de vazgeçeriz belki.
Hakim oluruz nefsimize, haksızlığa yargıç. Yüzümüz kızarır kırmızı ışıkta geçerken bile.
Soğuktan donan kedilerin köpeklerin canı olduğunu da fark ederiz.
Kolay yoldan elde edilen popülerliğe değil, saygınlığa gösteririz itibarı.
Sadece çocuklarımızı değil, kendimizi de terbiye ederiz sosyal medya mezbahalarında "linç devriyesi" olacağımıza.
Zarafet aklımıza gelir belki.
***
Televizyon dizilerinde mışıl mışıl uyutulurken, magazindeki nafaka şıllıklarının değil üniversite mezunu genç kızların işsizliğine takarız kafayı.
Parayı nereden kazandıkları belli olmayan milyon dolarlık züppelerin çekim alanından kurtarırız çocuklarımızı.
Gerçek sanata değer veririz, insanlığını kaybetmemiş olanların resimlerini asarız duvarlarımıza.
Lösemili çocuklara can vermeyi öğreniriz belki, koşa koşa gideriz kan aranıyor anonslarına.
Beceremediğimiz şeyleri denemekten korkmayız, korkunun elinden alırız eski yürekli cümlelerimizi.
Huzur içinde uyuruz belki.
***
Gökyüzünün gözü üzerimizdeyken son ödeme tarihi kesinleşmiş birer fani olduğumuzu hatırlarız. Adaletin ve asaletin karşısında eğiliriz, paranın değil.
Bu dünyaya kendimizi hatırlatacak bir şeyler bırakmakla yükümlüyken, aynı toprağın çocukları olduğumuzu da hatırlatırız kendimize.
Bu kadar üzerimize gelmesinler, birbirimizi yeniden sevmeyi öğrenebiliriz belki.
Gidişin veda değil
Sanki kara sevdaydı
Hasretin kitabı yok
Sitemlerim sanaydı
Kalbimde çığlıklarım
Dinmedi hala acım
Unutamadım seni
Yine sana muhtacım
Hala ateşin yanar
Sevdalı yüreğimde
Zaten suç sende değil
Kör olası gözlerimde
Bir yürek kaldı bende
Hala seni düşünen
Bir yürek kaldı bende
Yalnızlıktan üşüyen
Hakkı YALÇIN
MUTLULUK TAKVİMİ
Yere sağlam bas.
Ağaçların resmini çek.
Sığırcıkları besle.
Giymediklerini ihtiyacı olana ver.
Yanlışı sorgula.
Televizyonlara baktığımda yüzü olmayan adamlar görüyorum.
KÜL
Evlerde sobaların olduğu yıllarda, sobadan çıkan küller annelerimiz tarafından yollara serpilirdi.
Bunun özeti; insanlar kayıp düşmesin diye ellerinden geleni yapmaktı.
Karlar üzerine serpilen küllerin gerçekten de faydası olurdu.
Şimdi oturduğum mahalleye bakıyorum da aidat ödüyoruz, kapıcı ücreti ödüyoruz, belediyelere vergi ödüyoruz ama yollarda bir gram tuz görmedim.
Yollar kayak pisti gibiyken, o güzelim analarımızın küllerini Bakırköy Belediyesi'nin tuzlarına değişmem.