Dün gece ilk yarıdaki suretini, ikinci yarıdaki varlığıyla yok eden Fenerbahçe, 3 puanı 4 golle aldı.
Tribünler estetik, saha içi kolektif olunca, Saracoğlu'nda iki perdeli enerjik bir 90 dakika izledik.
* * *
Tribünlerde Fenerbahçe aşkı adlı bir tablo. Tabloda sarı lacivert çiçeklerden bir lalezar.
Onların haykırışları geceye hükmederken, Emre maçın başındaki usta vuruşuyla, çok karıştırılmış desteden joker çekti.
Ama Sivasspor'un attığı golde, neredeyse bütün Fenerbahçe defansı fotoğraf çekti.
* * *
Fenerbahçe takımı yediği golden sonra, kendine uygun olana yöneldi. Futbolsuz dakikalara.
Orta alanda Sivasspor'a rahat oynama imkanı.
Gökhan Gönül'ün bulunduğu alandan yol geçiyor. Sivaslı futbolcular da elini kolunu sallayarak geçiyor.
Mehmet Topuz'a baktım, ne ayaklarının ayarı var, ne direnci.
Cristian ve Ziegler ne zaman oldu ki, dün gece olsun.
Buna karşılık Sivasspor mücadeleyle bileylenmiş bir anlayış içinde.
* * *
İkinci yarıda roller Fenerbahçe lehine değişti. İlk yarının direniş çömezleri, ikinci yarının galibiyet ustaları oldular.
Alex'in ritmi, Fenerbahçe'nin ritmidir. Dün o ritmi tutturan Alex, takımını ipten almanın ustası olarak öne çıktı.
Emre de, düşünen yanıyla mücadele eden yanını birleştirdiği zaman, rakibi en çok hırpalayan adam olarak öne çıktı.
Sormak lazım...
Bunlar istediklerinde çok oluyorlar da... İstemediklerinde yok olmak neyin nesi?
* * *
Seyircisiz oynama cezası, ev sahibi futbolcular için Şark hizmeti sayılıyordu da, şimdi bir cennet.
Futbolu, kadın ve çocukların dolu olduğu tribünlerin diline evirdiğimiz zaman. Herhalde dünya da güzel olacak, futbol da.
Ama Bülent Yıldırım gibileri hakem olmasın. Adaleti olmayan adamların hakem olmasına her zaman itirazım var çünkü.