Çok yetenekli insanlar mı ithal etmiştik?
Ülkeyi karıştırmak isteyenlerin aklından geçeni okuyabilen bir sınıf mı keşfetmiştik?
Elbette hayır!
Sadece oyun planı değişti! Dünyada ses getiren işlere imza atan istihbarat örgütleri ya ülkelerini dış operasyonlara karşı korur ya da çıkarları gereği hedef seçtikleri ülkede sonuç alacak işler yapardı!
Bizde ise tam tersi olurdu!
Esad'ın El Muhaberatı'ndan bir farkı yoktu! Zaten fark yaratılmasına izin vermezlerdi! Bizdeki bütün MİT Müsteşarları, başbakanlardan önce Genelkurmay'a gidip bilgi verirdi.
Zaten genellikle müsteşar KORGENERAL olurdu!
Durum böyle olunca da MİT'in Cumhuriyet'i koruma ve kollama görevi dışında bir yükümlülüğü kalmıyordu!
Ülkenin iki büyük kurumu da kendi insanının peşine düşüyor, haliyle ülkeyi kurtarıyordu! Ancak bütün bu şartlanmaya rağmen, ülkede karışıklık bir türlü bitmiyordu! Belli ki iki güzide kurumumuz bir şeyleri gözden kaçırıyordu! Devletin temel fonksiyonu Atatürkçülüğü korumaktı!
Hiç kimse Atatürk'ün korunmaya ihtiyacı olmadığını ve bu saplantı nedeniyle içeriye kapanıp küçük bir ülke olmak için ayağımıza kurşun sıktığımızı söylemiyordu...
Batı demek, Avrupa demek, Atatürk'ün izinden gitmekti! Oysa II.
Mahmut da, Abdülaziz de yüzünü Avrupa'ya çevirmiş padişahlardı!
Ama bize eksik öğretilmişti!
Söylenmese de bütün bunların temelinde LOZAN yatardı! Çünkü o masada tarihimizi, geleneklerimizi, dinimizi, dilimizi unutup başka bir devlet olacağımıza söz vermiştik...
Keyiften değildi ama vermiştik. Yoksa çok acı faturalar öderdik! Masada bizi köşeye sıkıştıran İngiltere'ydi.
Petrole ulaşmaları ve bölgede istedikleri yapıyı kurmak için Osmanlı'yı tasfiye etmek zorundaydılar.
Bunu yaparken de bütün hafızamızı sıfırladılar! İslam'ı kenara bıraktığımız an istediklerini yapmış olacaktık. Bu "Bölge ile bağım yok" sözünün verilmesi anlamına geliyordu... 90 yıl da böyle oldu!
Hep onların açtığı yolda ilerledik ama hiç aralarına almadılar! Dertleri bizi kendilerine benzetip ortada bırakmaktı.
İşlem tamamlandığında dönüp Ortadoğu'ya da gidemezdik!
Ortadoğu daha sonra diğer Avrupa ülkelerinin de ilgi alanı oldu. AB üyesi kim varsa bölgedeydi! Onlar da resmi ideolojinin değişmemesi gerektiğini söylüyor, bir tehlike anında da hem askeri hem MİT'i harekete geçiriyorlardı. Çünkü içerideki bütün büyük firmalar onlarındı! ATATÜKÇLÜĞÜ bu hale onlar getirmiş, iki büyük kurumumuz da düşünmeden kabul etmişti.
Bu kabul, iç politikayla birlikte dış politikayı da beliriyordu!
Bu çerçeveye sıkışıp kalınca da etrafımızda kurulan hiçbir oyunu göremiyor ve okuyamıyorduk!
Devlet devamlı "DİN"le uğraşıyordu!
Ama bu oyunu kuranlar, bizi uzaklaştırdıkları Ortadoğu'da istedikleri gibi at oynatıyordu!
Ama bunu bilmeyen sadece bizdik!
Dediğim gibi bu masal 90 yıl sürdü.
Genelkurmay, GES'i MİT'e verdi.
İstihbarat tek elde toplandı. Halkını izleyen değil de yabancıları takip eden yapı kuruldu. Nasıl Abdülhamit IRA'ya destek verip İngilizler'i köşeye sıkıştırıyorsa, MİT de devletin ayağına vurulan prangaları bir bir atıyordu!
Yani devlet gözlerini kendi insanından çekip yabancıya fokuslayınca işler yoluna giriyordu.
Bulgaristan'ı bile AB'ye alan yapı asla Türkiye'yi bu haliyle düşünmüyordu. "Kürtler'i bırakmadan gelmeyin. Bakın biz Sofya'yı aldık. Sizi bekliyoruz. Kürtler gittiğinde bütünleşmemiz hemen sağlanacak. Sınırınıza kadar geldik.
Anlamıyor musunuz" deniyordu.
Avrupa bizi parçalayıp almayı düşünürken, Amerika'nın bir kanadı ve Rusya, "Tarihinizle, dininizle barışın ve gelin bölgeyi yönetin" diye ısrar ediyordu!
Asker işte bunu okuyamadığı için MİLLİ DEVLET de geri adım atmıyordu!
Ama ülkede yaşayanlar sadece Türkler değildi ki! Bunu yok sayıp ısrarı sürdürüyordu! SOY temelinden çıkıp ülkeyi büyütmeye yanaşmıyordu!
İşte şimdi yaşanılan, devletin askeriyle, MİT'iyle oyunu bozmasıdır. Çünkü ismi "Hüseyin" de olsa Obama ve Putin, Ortadoğu'da tutunamaz!
Amerikan ve Rus düşmanlığı için gerekli altyapı fazlasıyla var! Kendileri tutunamayacağı için "gelin" diyorlar...
Biz de ALMAK için yola çıktık. Ama içeride ülkücüsü, solcusu, muhafazakarı, laiki, Aydınlıkçı'sı birleşip köstek olmaya çalışıyor!
Bunlar Avrupa'nın Türkiye içindeki kadroları...
Sorduğunuzda inkar ederler ama "Bu kadar BENZEMEZİ nasıl ve kim bir araya getirir?" sorusuna da cevap veremezler...
Bu beyler istese de istemese de BÜYÜK TÜRKİYE kurulacak! "İnançla" koparılan DEV "inançla" geri dönüyor...
TAKSİM için artık geç!
Çünkü pastayı Ankara kendisi götürecek!
Bugüne kadar yediklerinize sayın....
NOT: Taksim'e çıkmak isteyen arkadaşlar, sizi oraya iten gücün taksime yanaşmadığını ne zaman anlayacaksınız!