Artık geri sayım başlamıştı.
Albay ilk iş olarak, Ada'daki 10 Sancak Beyi'ne "Durumunuzu koruyun. Emir bekleyin" mesajı gönderdi.
Herhangi bir SIZINTI olmasın diye de her Sancak Beyi'ni kontrol altında tuttu. Zaten bütün beyler Türkiye'den giden subaylardı...
Albay, bir akşam sonra ise Türk Büyükelçisi ASAF İNHAN'ı davet etti. Arif Albay'ın söyledikleri karşısında şaşıran Büyükelçi soluğu Denktaş'ın yanında aldı.
İnhan'ın söyledikleri karşısında gözyaşlarını tutamayan DENKTAŞ sevinçten ne yapacağını şaşırıp Büyükelçi'yi kucakladı...
Ancak Komutan'ın bir şartı vardı: "Denktaş, sabah 05.00'e kadar kimseye bir şey söylemesin..."
Denktaş bu sözler karşısında ne yapacağını bilemedi. Çünkü karargahın toplanması, radyoya verilecek beyanatların hazırlanması gerekiyordu. Psikolojik operasyon için zaman çok önemliydi... Saat 22.00'ye kadar zor dayanabildi. En yakın arkadaşlarını çağırarak "Yarın sabah geliyorlar" diye müjdeyi verdi...
Ortalık bayram yerine döndü. Şarkılar marşlar yükselmeye başladı. Sevinçten çılgına dönen arkadaşları Denktaş'a dönerek "Eve gidip dönelim" teklifi yaptı. Ancak Denktaş da, Albay gibi önlemini almıştı. Sabaha kadar arkadaşlarının kapının dışına çıkmasına izin vermedi...
Şimdi yapacak bir iş kalmıştı. Birleşmiş Milletler'in yanına yerleştirdiği bir Avusturyalı subay vardı. Denktaş, karargahı taşımak için fırsat arıyordu. Ancak zaman da giderek daralıyordu. Çareyi Avusturyalı subayı SARHOŞ etmekte buldu. ŞARAP servisine dayanamayan Avusturyalı bir süre sonra masanın başında sızıp kaldı. Hemen yukarı taşındı. Kapısı kilitlendi. Artık KARARGAH yer değiştirebilirdi...
Saatler ilerlemişti. Denktaş'ın sabırsızlıkla beklediği tarihi an gelip çatmıştı. Saat sabahın 05.00'ini gösterdiğinde KIBRIS, Bayrak Radyosu'ndan yükselen sesle inliyordu. Mikrofonun başına geçen Denktaş, "Allah kahraman Türk Silahlı
Kuvvetlerimize kuvvet bahşetsin. Zafer nasip eylesin. Zafer haktan yanadır. Şu an şanlı Türk askerleri Ada'nın dört bir tarafından karaya çıkıyor" sözleriyle Rumlar'ı titretti. Paniğe kapılan Rumlar, bütün güçlerini çıkarmanın yapıldığı YAVUZ ÇIKARMA PLAJI'na (PLADANİ) göndermek yerine birçok noktaya dağıttı.
Denktaş'ın saatlerdir kafasında oluşturduğu plan saat gibi işlemişti. Rumlar birliklerini dağıtınca Türk askeri çok az şehit vererek çıkarmayı gerçekleştirdi. Artık zafere giden yol açılmıştı...
Denktaş'ın anonsundan 35 dakika sonra Türk jetlerinin gürültüsü Ada'yı inletti.
Rumlar, bu sesle yataklarından fırlamak zorunda kalmıştı. Hiç istemedikleri başlarına gelmişti. Gökyüzü Türk askeriyle doluydu.
Saatler 06.05'i gösterdiğinde ilk Türk askeri karaya adım atıyordu... Az sonra da top sesleri duyulmaya başlandı. Paraşütçüleri gören binlerce Türk "Şükürler olsun" diyerek gözyaşları içinde toprağı öpüyordu...
Kıbrıs'taki bu gelişmeden 5 dakika sonra Başbakan Ecevit, ANKARA RADYOSU'ndan "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'a indirme ve çıkarma harekatı başlamış bulunuyor. Allah milletimize, bütün Kıbrıslılar'a ve insanlığa hayırlı etsin" diyerek sanki hem dünyaya hem de Denktaş'a sesleniyordu...
Saatler 08.10'u gösterdiğinde KOMANDO TUGAYI Beşparmak Dağları'nı hallaç pamuğu gibi atmıştı. Bayrak Radyosu'ndan Denktaş'ın çığlıkları yükseliyordu. 200 yıl içine kapanan Osmanlı'dan sonra ilk kez yüzler gülüyordu.
Bu zaferle GERİ ÇEKİLİŞ bitmiş ve yeni bir toprak parçası kazanılmıştı... Türkler için yeni bir sayfa açılmıştı..
Bu zaferin temelinde gözyaşıyla, sesiyle ve alınteriyle DENKTAŞ vardı...
Allah rahmet eylesin...
NOT: Kürşat Başar'ın babası Çetin Başar, Özel Harp Dairesi'nde görev yapan önemli subaylardandı. Özel Harp'in Kıbrıs'la ilgili çalışmalarını yürüten BAŞAR, "Orhan Bey" kod adıyla 1974-76 yılları arasında TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI'nın liderliğini yaptı. Denktaş'ın kurucusu olduğu teşkilatın başındaki isim olan ALBAY BAŞAR, 20 Temmuz'dan kısa bir süre önce görevini PROF. BENGİ SEMERCİ'nin babası ALBAY SEDAT SEMERCİ'ye devretmişti. Ancak çıkarma gerçekleşince iki subay da Kıbrıs'ta kalarak mücadeleye destek verdi...