Tam onlara göre bir reçete yazmayı düşünürken okurlarımız "Bu nasıl iş, kim bunlar?" şeklinde e-posta koyunca konuyu biraz daha açmak farz oldu... Bu ülkede komplo kurulan tek liderin Çiller olduğu sanılmasın diye bir zamanlar ortağı olan rahmetli Erbakan Hoca ile devam edelim...
Türkiye'de her olup bitenin altındaki gizli güç, 28 Şubat öncesi iktidar şansı gördüğü Necmettin Erbakan'ı da mercek altına aldı.
Hem ailesi hem yakınları hakkında NABIZ sayılarına kadar raporlar tutuldu. ÇEKİRDEK kadroda bir şey bulamayan ENCÜMENLER, Hoca'nın en yakın dostunun kalp atışlarını duyunca etrafına üşüştü...
Orta Anadolu'da bir şehrin valiliğini yapan Erbakan'ın arkadaşı, gönlünü dünya tatlısı bir hanımefendiye kaptırdı.
Evliydi. Ne yapacağını bilemedi. Kalbine söz geçiremiyordu. Yemiyor, içmiyor her geçen gün mum gibi eriyordu. Ne eşini bırakabiliyor, ne de sevdasına sırtını dönebiliyordu. Ateş çemberinin içinde kavruldukça kavruluyordu...
Aynı şehrin emniyetini sağlamakla yükümlü olan genç polis şefi, bu ilişkiyi tespit edince REJİSÖR olarak üstüne düşeni yapmaya karar verdi. İkilinin buluştuğu tüm mekanlar KONTROL ALTINA alındı. Attığı adımdan, aldığı nefese kadar her şey kaydedildi. Vali artık EMNİYETTEYDİ...
Gerçek AŞK-I MEMNU hazırdı. İstikbal vaad eden şef, tüm kayıtları GİZLİ KARARGAHA gönderdi.
Vizyona girmesi için bir süre TOZLU RAFLARDA bekletilen kasetler için geri sayım başlamıştı... Çünkü Başbakan Erbakan onların gösterdiği istikamette gitmiyor, bildiğini yapıyordu. İşlerin daha fazla çığırından çıkmaması için düğmeye basıldı. Önce Libya'daki Kaddafi görüşmesi daha sonra Ankara'da verdiği iftar başına dert oldu. Siyaset-medya-polis kıskacında kalan Hoca derdini kimseye anlatamıyordu.
Gergin geçen MGK'lar da tuz biber olmuştu.
Bütün olumsuzluklara rağmen yılların kurt politikacısı, 158 milletvekiline güvenerek her yerde dik durdu. Geri adım atmadı. Bildiğini okudu. Ancak unuttuğu bir şey vardı.
Başkent'te oyunun kurallarını o belirlemiyordu. Belden aşağı vurmanın ne olduğunu yeni öğrenecekti...
Kendisine teslim edilen paketi açtı. İçinde kasetlerin olduğunu görünce şaşırdı. Birkaç dakika içinde nasıl bir KİRLİ TEZGAHLA karşı karşıya olduğunu anladı. Yüzü kızardı.
Masaya yumruğunu vurup kalktı. Birkaç gün düşündükten sonra "Bu böyle gitmez" diyerek TESLİM bayrağını çekti.
Erbakan, en yakın dostunun yuvasını kurtarmak için KASETle giden ilk Başbakan olmayı tercih etti. PUŞT MODERN darbeye yenik düştü.
O polis şefi ise daha sonra HORMONLU koltukların efendisi oldu. "Kim o?" dediğinizi duyar gibiyim... Eee lafın tamamı deliye söylenir. Biraz kafayı çalıştırın...
* * *
ERDOĞAN'A KULAK VERİN
BAŞBAKAN Erdoğan geçenlerde üstüne basa basa "Çetelerle mücadeleye devam" sözünü yineledi... İnanın bana "umutsuzluk rüzgarı esmesin" diye alçakgönüllü davranıyor. Çünkü, KÜRESEL BİR ÖRGÜTLE savaşıyor... Kökü dışarıda, adamları içeride... Yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal... Haa bu arada bazı demokrasi yarasaları artık OSCARLIK bir projeye imza atamadıkları için seslerini yükseltiyor... Sakın bunlara aldanmayın...
NOT:
Bir dostuma DANİŞtıktan sonra belki haftaya BARONLARI yazarız... O zaman KOMPLOnun kim olduğunu hep birlikte görürüz...
Haydi hayırlısı...