CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

O toplantı...

Eklenme Tarihi 05 Temmuz 2012
Birkaç gün önce yapılan Erdoğan-Zana görüşmesini yazmaya fırsat bulamadık. Koyu lacivert döpiyes, siyah ayakkabı ve siyah çantayla görüşmeye gelen Leyla Zana oturduğu koltukta daha doğrusu Erdoğan'ın karşısında rahat değildi. Belli ki daha önce terörü cesaretlendiren konuşmalarının altında eziliyordu.
Fotoğraflara tekrar tekrar bakınca bunu görmek çok kolaydı. Yine de çok ama çok önemli bir buluşmaydı.
Çizginin diğer tarafına geçen Leyla Zana'nın BARIŞ adına öne çıkması en azından silahların susması için önemli hamleydi...
Bazı köşelerden yükselen eleştirileri görünce geçtiğimiz hafta IRA'nın eski komutanlarından Martin McGuiness'in elini sıkan İngiltere Kraliçesi'nin fotoğrafı gözümün önüne geldi. Hem de Kraliçe Elizabeth, İrlanda Kurtuluş Ordusu'nun RENGİ olan YEŞİL Döpiyes'le elini uzatmıştı! Üstelik karşısındaki adam kuzeninin ölümüne yol açmıştı. Ama devlet aklı galip gelmiş, Kraliçe adamların ayaklarına kadar gidip DOSTLUĞU perçinlemişti!
Neyse, anlatacağım bu değil... Ne kadar yol alındığını görmek için çok az kişinin bildiği bir olayı paylaşmak istiyorum...
Özal Başbakan olduktan sonra önünde bulduğu en ciddi sorunların başında PKK geliyordu. Baştan beri OSMANLI gibi düşündüğü için SİLAHLI mücadeleyi doğru bulmuyordu. Türk ve Kürt'ün birbirlerine kurşun sıkmasının sadece DIŞARIYA yaradığını biliyordu. Ne yapıp edip akan kanı durdurmak gerektiğini yakın çevresine söylüyordu. Rahmetli Turgut Özal'ı PKK konusunda etkileyen aslında MİT'in efsane isimlerinden biriydi.
Bir araya gelmeseler de MİT'te çok sevilen o ismi yakından takip ediyordu. Silahlı eylemler her geçen gün artarken DEVLET GÖREVLİSİ olarak birinin çıkıp "Bu doğru bir yol değil. Çözüm görüşmelerde" demesi ölüm fermanını imzalaması anlamına geliyordu. O isim yine de hem Öcalan'a hem Özal'a SİLAHLAR sussun mesajı gönderiyordu.
Türkiye'nin büyük bir oyuna çekildiğini görmüştü. Teşkilatta kendisi gibi düşünen çok fazla da insan yoktu!
Başbakan Özal bir sabah, Müsteşar Ahmet Selçuk'u yanına çağırdı. Kısa bir görüşmeden sonra Müsteşar "Anladım efendim" diyerek makamı terk etti. Başbakanlık merdivenlerinden hızla inerek uzaklaştı. Gözden kaybolduktan sonra kuytu bir köşede duran telefon kulübesine yöneldi. Cebindeki telefon numarasını çıkararak çevirdi.
Birkaç saniye sonra o istihbaratçı telefondaydı. Müsteşar kendini tanıttıktan sonra "Özal sizi görüşmeye bekliyor" diyerek mesajı iletti...
Konunun ne olduğunu tahmin eden MİT'çi "Peki istenildiği saatte oradayım" cevabını verdi.
Ancak Müsteşar'ın bir ricası vardı. Biraz sıkılarak "İsminiz Mehmet olsun. Gerçek kimliğinizle girmeniz sorun olabilir. Bu Beyefendi'nin özel ricası. Anlayışla karşılayacağınız düşünüyorum" dedi...
Beklenen konuk belirtilen saatte KONUTUN önüne geldi. Kendisine söylenilen ismi kapıdaki güvenliğe iletti. Hızla merdivenlerden çıkarak görüşmenin yapılacağı salona geldi.
Kapı açılıp içeri davet edildi. Herkes çıkmış ikisi baş başa kalmıştı. Özal "Hoş geldiniz" dedikten sonra "Biraz yaklaşın" diye rica etti. Sağ elini RADYOYA götürerek SESİ açtı. Yer resmi konut da olsa güvenli değildi. O zamanlar RADYONUN sesini açarak dinlemeden kurtulmak mümkündü. Özal da öyle yaparak görüşmenin sızmasının önüne geçti.
Başbakan'ın misafiri "Silahlar susmazsa tek kaybeden Türk ve Kürtler olur" diye söze girdi.
Özal da aynı fikirdeydi.
Özel konuk, Öcalan'ın mesajını da getirmeyi unutmuyordu.
Öcalan'ın Kürtçe bile bilmediğini söyleyen istihbaratçı, "Örgütün asıl hedefi bölgedeki AĞALIK sistemi. Biz oraya EKONOMİYİ götürürsek gerisi kolay.
Kapitalizm girerse ne terör kalır ne de örgüt"
dedi.
Konuğunu dikkatle dinleyen Özal "Peki dışarısı buna izin verir mi?" diye sordu...
Gülümseyen MİT'çi aynı soruyu ben de Öcalan'a sordum. Cevabı "Siz içerisini toparlayın, dışarısını ben hallederim" oldu...
Bu görüşme milat oldu. Daha sonra birçok isim devlet adına Öcalan'a gönderildi. Bunun içinde ünlü MİT'çiler de vardı. Ama neredeyse hepsinin başı derde girdi.
Çözüm için çalışanlara MİT'te KÜRTÇÜ, Kürtler de MİT'çi damgası vuruyordu! Bu nedenle kimse elini taşın altına sokamıyordu!
Düne kadar başbakanlar bu konuyu DEVLET görevlisiyle bile görüşemiyordu! Şimdi açık açık konuşulabiliyor! Hem de kameralar önünde...
Bu az bir aşama değil...
Eğer silahlar susacak, bu ülkenin çocukları yaşayacaksa görüşmeler TT Arena'da bile yapılmalı!
Dil susarsa silah konuşur...
Biz hep bunu yaptık.
ANKARA'da PKK'yı yeşerten, başbakanları kıskaca alan, kendisinden izinsiz bir işe izin vermeyen DERİN MASA çökertilmişken, gelin tersini yapalım...
Ne kaybederiz?
Hiç bir şey..
Yeter ki çözüm isteyen Kürt vekiller samimi olsun!