CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Derin sohbet

Eklenme Tarihi 22 Şubat 2012
Dostum PARİS'ten gelir gelmez arayıp "Bu akşam müsaitsen gel. Konuşacak çok şey var" dedi. "Bu akşam olmasa" demeyi düşünürken beni tahrik eden sözler ağzından döküldü: "60 yıldır böyle bir saldırı görmedim. Hedef devletti."
Nefesimin kesildiğini hissettim. Belli ki BAZI NOKTALARI paylaşmak istiyordu. Hiç vakit kaybetmeden "20.30'da sizdeyim" dedim. Her zamanki NEZAKETİNİ gösteren dostum yine kapıda karşıladı. Koluma girerek BOĞAZ'ı ikiye bölen YALININ müzeyi andıran salonuna götürdü.
Koltuğa oturur oturmaz "Ne görüyorsun" diye sorarak beni şaşırttı.
Onu dinlemeye geldiğimi hissettirince eliyle "BEKLE" işareti yaparak kalktı. İki haftalık gazeteleri masaya getirip yaydı. ÖNEMLİ bulup altını ÇİZDİĞİ kısımlara hızla baktı.
Bacak bacak üstüne atarak söze girdi: "MİT olayında hedefin BAŞBAKAN ERDOĞAN olduğunu yazdın. Yüzde yüz doğru bir tespitti.
Denediler, yine deneyecekler. Bunun son olduğunu düşünme sakın." "Peki neden MİT üzerinden gidildi?" diyerek hemen araya girdim.
Aslında basit ama siz gazeteciler bazen büyük fotoğrafı kaçırıyorsunuz.
Şuradan başlayalım, MİT nerededir?
Yüksek yargı, hakim, savcı, avukat camiasında, tüm devlet kuruluşlarında, turizmde, enerjide, futbol ve diğer federasyonlarda, havayollarında, milli eğitimde, orduda, bütün üniversitelerde, müzelerde, saraylarda, stadlarda ve sizin camiada yani BASINDA çok sayıda MİT mensubu vardır. Bu kadar yaygın bir kurumun elemanları elde ettiği bütün bilgileri Ankara Yenimahalle'deki MİT merkezine gönderir. Dolayısıyla TÜRKİYE'nin beyni MİT'tir. Bilgi güçtür çünkü...

* Bunun, savcının MİT'çiler'i ifadeye çağırmasıyla ne ilgisi var?
Savcı önüne gelene bakar. Şartlar oluşmuşsa gereğini yapar. İşin arka planına bakmak lazım. Belgeleri SIZDIRAN GÜÇ, MİT'e ait MAKAMLARDAKİ bütün bilgileri ele geçirmek istedi. Bunu da POLİSİN üzerinden yapmayı uygun gördü.
Bunun için teşkilatta yıllardır görev yapan isimlerin evi aranmak istedi. Daha sonra sıra MERKEZE gelecekti. Eğer SİYASET sıkı durmasaydı şu an devletin bütün bilgileri bilmediğimiz bir GÜCÜN eline geçecekti. Ve kıyamet ondan sonra kopacaktı. Tehlike ucuz atlatıldı.
Nefesim kesilmişti. Film izler gibiydim. Kaçırmamak için sordum.

* Amaç neydi?
Bak sana bir hikaye anlatayım.
Sultan Abdülaziz, II. Mahmut'un oğluydu. Gerçek böyle değil ama çok savurgan olarak bilinirdi. Yenilikçiydi.
Müzik, edebiyat ve resmi herkesten daha iyi bilirdi. Çok iyi eğitimliydi.
Hanedan üyeleri arasında BÜYÜK OSMANLI'yı savunan TEK kişiydi.
DANIŞTAY'ı, SAYIŞTAY'ı, vilayet sistemini, eğitim ve ulaşım ağını kurdu.
Yeni olan ne varsa bulup getiriyordu.
31 yaşında tahta çıktığında bütün hesaplarını yapmıştı. Avrupa seyahatine çıkan ilk padişahtı. Bu gezi tam 1 ay 16 gün sürdü. Amaç RUSYA'yı yani o günkü BÜYÜK TEHLİKEYİ OSMANLI'dan uzak tutmaktı. Fransızlar'a yanaştı.
Siyaset ne gerektiriyorsa yaptı. Ancak ÇİZİMLERİNİ bile kendi yaptığı BÜYÜK DONANMA hayalini yerine getirdi. 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi bayrak göstermeye başlamıştı. Türk Bahriyesi'nde 50.000 asker, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 tümamiral, 6 koramiral ve 3 oramiral vardı. Yani Osmanlı, İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti. İşte bu, bugün olduğu gibi birilerinin ilgisinden kaçmamıştı. Padişah bileklerini keserek intihar etmişti! Ders kitaplarına bile böyle girdi bu konu.
Perde arkasını kimse merak etmedi.
Osmanlı ne zaman DENİZLERE hakimdi, o zaman büyük devlet oldu.
Bunu yapan ya devleti büyütür ya kendi hedef olur. Erdoğan da hedefti.
Büyük Türkiye herkesin nabzının fırlamasına neden oldu. Belki o gün sadece RUSYA ve İNGİLTERE kin besliyordu. Bugün sayı çok daha fazla...

* Kim bunlar?
diye sorunca dostum "Bir dakika" diyerek üst kata çıktı. Elinde bir dosya ile döndü. Sarışın düz saçlı, geniş omuzlu, gözlüklü birinin fotoğrafını gösterdi. "Kim olduğunu biliyor musun?" diye sordu.
Hafızamı yokladım. Cevap kesinlikle HAYIR'dı... Sesini daha gür çıkartarak "Bu adam BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ'nin ABD'Lİ VALİSİ" dedi. Yani senin ŞATO'da yazdığının KÖRFEZ versiyonu. Yaşadığımız bütün sancıların arkasında TÜRKİYE'nin, ABD-İSRAİL ekseninden kopması yatıyor.

* İsrail'in pozisyonu ne?
MOSSAD'ın
ve KIBRIS'a ilgisini sen gündeme getirdin. Önümüzdeki günlerde MOSSAD'ın BİR NUMARASI OLAN İSMİN sahte kimlikle üç kez orada toplantı yaptığı ortaya çıkarsa şaşırma. Anlayacağın her yönden saldırıyorlar. Saldıracaklar da...

* Suriye olaylarını da böyle mi değerlendirmeliyiz?
İsrail gazetelerinin yazdıklarını içerideki bazı gazeteler ALINTI yapıyor. "49 MİT'çi ESAD'ın elinde" diye...
İşin doğrusu şu: Türkiye içeriyi karıştırmaya kalkan 22 SURİYE CASUSUNU yakaladı. Bütün acı bu.
Bizimkiler büyük devlet gibi davranıp konuşmadığı için İSRAİL taraftarlarının sesi gür çıkıyor.

* Bu basın yakıştırmasını bazen ben de yapıyorum. Kim bu basın?
Bildiğini biliyorum. Bana tekrar ettirme. Ama şaşıracağın bir şey söyleyeceğim. Aralıksız HÜKÜMETE ÇAKAN bir gazete var. Çok ciddiye alınmıyor ama çakıyor. Bu gazetenin DERİN bir yazarı var. PSİKOLOJİK operasyonlarda çok kullanıldı. Bu yazarın AKRABALIK ilişkisine bir bak bakalım. Karşına ne çıkacak?

* Ne çıkacak ki?
Daha çok KEMALİST kesimin yani askerlerin okuduğu gazetenin arkasındaki güç ortaya çıkacak. Ama o gazeteye dikkatli BAK... Sadece bir kişiye dokunmazlar...

* Daha açık konuşun. Kim o?
Sözün tamamı DELİYE söylenir. Benim bildiğim kadarıyla sen aklı başında birisin...