CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Bizi ağlatan kız

Eklenme Tarihi 13 Ağustos 2012
Evin esmer kızıydı. Erkek gibiydi. Ne zaman başı sıkışsa koşardı. Kaçarak beladan kurtulurdu.
Erkekler yakalayamazdı.
Mahallede bunu bilmeyen yoktu.
Gece yarılarına kadar çalışan işçi babasını çok severdi.
Yorulduğunu düşünürdü.
Elinden bir şey gelmediği için üzülürdü.
Ne yaşıtları gibi ayrı odası, ayrı televizyonu, ayrı hayatı olabildi, ne de istediği koleje gidip istediği kitabı alabildi....
İstediği parfümü hiçbir zaman kullanamadı. Ailesiyle birlikte 5 yıldızlı bir otelin önünden bile geçemedi. Vitrinde gördüğü elbiseleri çantasına dolduramadı.
Kuaföre gidip saçlarına GÖLGE attıramadı. Manikür ve pedikür hiç hayatına girmedi.
Otomobil hayali kurmadı. Özel üniversite, yurtdışında eğitim ona çok uzaktı. Kaloriferli bir evde sıcacık uyanamadı.
Ama doğduğu günden beri gülüyordu. Üzüldüğü zamanlar bile hayata olumlu bakıyordu.
İçinde büyüttüğü umut onu hayata bağlıyordu. Yardımseverdi.
Elindekini avucundakini paylaşırdı. Kimsenin mutsuz olmasını istemezdi.
İnandığı davadan dönmezdi.
İnatçıydı. Pes etmezdi. 20 yılda geri adım attığını gören olmadı.
Ergenlikten sonra neredeyse hiç uzamadı. 1.66 metreye çakılıp kaldı. Baba tarafına benziyordu.
Ne yese kilo yapmıyordu. Tartı hep 48'i gösterirdi. "Çita" gibiydi. Hareketli, hırslı, azimli....
Bu kavruk Anadolu kızı kendine madalya sözü verirken kimsenin haberi olmuyordu. Sadece çalışmaya odaklanmıştı. Yüksek bir yer arıyordu. Kayseri'ye gitti.
Bütün çalışmalarını burada yapacaktı. Çok sevdiği anne, baba ve kardeşiyle vedalaştı. Başlayan askerlikten farklı bir şey değildi.
Çantasını alıp çıktı. Araya haftalar aylar girdi. Motivasyonu bozulmasın diye kimseyle görüşmeye yanaşmıyordu.
Ya var olacak ya da koşmayı bırakıp yok olacaktı.
Araya hiçbir şey girsin istemiyordu. Annesinin çok özlediği yemekleri bile...
Çekilen acının tarifi yoktu. Bazı günler kusuncaya kadar çalışıyordu. Sabah saat 07:00 ile 09:30 arası dağda koşuyordu.
Erciyes Dağı en iyi dostuydu.
Bütün sırlarını o bilirdi! Şampiyon olacağını ilk ona söyledi...
Kimse duymadı.
Sabah çalışması bittikten sonra birkaç saat dinlenirdi. Ama pes etmezdi, "tamam" demezdi...
Öğleden sonra tartan piste çıkardı.
Saat 16:00'dan 18:30'a kadar orada ter akıtırdı.
Rüyaları hep olimpiyattı. Çalınan İstiklal Marşı'nı uykusunda dinlerdi.
Çoğu gece kopan alkış tufanıyla uyanırdı...
Londra'da pistte yerini aldığında rüyadan çıkma vakti gelmişti!
Kızını izlemeye dayanamayan anne Eskişehir'deki evlerinin salonunu terk ederken o silah sesiyle birlikte öne çıktı. Küçücük bedeniyle diğer 12 sporcuyu peşinden sürüklüyordu. Belki çok belli olmuyordu ama koşarken de gülümsüyordu. Tek başınaymış gibi hareket ediyordu. Arkasına baktığı yoktu. Ayaklarını dinleyip ceylan gibi uzuyordu... İlk üç tur bittiğinde herkes hala peşindeydi.
Son ikiyüzelli metreye girilirken Aslı Çakır Alptekin ile iki yabancı atlet tempolarını yükseltti. Bir anda dördüncü sıraya düştü.
Yarıştan kopması beklenirken "Erciyes'e verdiği sözü" hatırladı. Gücünü topladı. Tekrar yarışa asıldı. Önde koşan grup son viraja girerken arkadan fırtına gibi gelmeye başladı. Tüm dünya yarışı bırakmayan bu kızın kazanacağını düşünmeye başladı.
Öndekilerden çok daha güçlü geliyordu. Sanki yarışa yeni başlamıştı. TRT spikeri ekran başında çıldırırken son yüz metrede yeniden doğan GAMZE bütün Türkiye'yi ağlatıyordu.
Stadtaki dev ekrana bakıp önünde koşan Çakıralp'a "Koş abla koş ben geldim. Altın senin olacak" diye bağırıyordu.
Kendi gölgesini rakip sanan Aslı da son gücüyle altına uzanıyordu.
İki ay-yıldızlı forma tarihe geçerken, gülümseyen Gamze hiç koşmamış gibi gelip Aslı ablasının elini tutup havaya kaldırdı. Onun için önemli olan Milli Marş'ın çalınmasıydı. Altın madalyanın Türkiye'ye gelmesiydi.
Oysa son bir yılda yaptığı bütün yarışlarda derecesini ilerletiyordu.
Altını kendisinin alabileceğini çok iyi biliyordu.
Zaten son sprinti bunu bütün dünyaya göstermişti.
Ama o yine bir başkasını mutlu etmeyi tercih etti. Kendinden vazgeçti. Verilen taktiğin dışına çıkmadı. İpi önde göğüslemek yerine ablasına kol kanat gerdi.
Son adımını gülümseyerek atıp tarihe geçerken YİNE YARDIMA KOŞUYORDU...
Zaten Gamze Bulut'tan başka bir şey beklemek yanlış olurdu...
Adımları gibi kalbi de büyüktü...
Altın madalyayı bıraksa da Türkiye'nin Gamze'si oluyordu...
O son adımını atıp çizgiyi geçerken gülüyor, bütün ülke ekran başında gözyaşlarına boğuluyordu... Hem de gururla...