CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Atilla

Eklenme Tarihi 29 Nisan 2013
Her kafadan bir ses çıkıyor...
Vatanı sattınız, ülkeyi böldünüz, PKK'ya yüz verdiniz, Öcalan'ın tutsağı oldunuz, Türk'lük onurunu ayaklar altına aldınız gibi... Yakınlarını kaybetmiş olan insanların bunları söylemesi çok doğal. Çünkü canı yanmıştır, duygusal bir tepki vermesi kadar doğal bir şey yoktur! Ama muhalefetin bunları ısrarla dile getirmesindeki amaç nedir? "Çözüm istemiyoruz" diyemeyecekleri için canı yanan insanların omuzlarına basarak tozu dumana katıyorlar...
Halk da çözüme karşı çıkanların aslında ülkenin büyümesine engel olduklarını göremiyor!
Bizim kaderimiz böyledir!
AKLI devredışı bıraktığımızda sorunlarımızın çözüleceğini zanneder, ancak daha büyük belalara yelken açtığımızı bilmeyiz!
Sorunu oluşturan nedenleri saptayıp bertaraf edeceğimize, yangına körükle gideriz! Giderken kahramanlık türküleri eşliğinde yol alırız! Öldüğümüzde ya da öldürdüğümüzde tarihin altın sayfalarını süsleyeceğimizi düşünürüz!
Ama hayat akıllı olanlara güler!
Unutmayın güçlü olan değil, uyum sağlayan yaşar!
Biraz geriye dönelim...
Çeçenistan'da onbinlerce insanın hayatına malolan bir savaş yaşandı.
Çeçenler'in içinden efsane kahramanlar çıktı. Bu isimler canlarını hiçe sayarak Ruslar'la savaştı. Üstün Rus ordusunun baskınlarına, bombalarına, tuzaklarına rağmen bu insanlar var olmak için elerinden geleni yaptı! Destan yazdı!
Uzun süren kanlı savaştan sonra BARIŞ ANLAŞMASI masaya geldi. Barışla birlikte Çeçenler'in ZAFER'i su götürmez bir şekilde perçinlendi!
Çeçenler silahları nereden alıyordu? Arkalarındaki destek kimdi? Bu kadar az sayıdaki insan nasıl oluyordu da dev Rus ordusuna kafa tutuyordu?
Bu soruların cevaplarını bilemezdik! Ama ortada kocaman ve destansı bir mücadele vardı! İki süper güçten biri olduğu varsayılan Rus devleti, bir avuç kahramanın önünde adeta diz çöküp "Bükemediğimiz bileği öperiz" demişti! Öpmüşlerdi de...
Ancak ortada aklımıza gelmeyen ve sorulması gerçekten cesaret isteyen bir soru vardı!
Eğer gerçekten Çeçenler savaşı kazandılarsa yeni oluşturdukları devletin tamamen Rus karşıtı olması gerekmez miydi? Bırakın karşıtı en azından Moskova'ya mesafeli durması gerekmez miydi? Ama öyle değildi! Savaş bitmiş, yıllar geçmiş Çeçenler'in lider olarak seçtikleri kişi tam bir RUS dostu olmuştu! Kremlin'le iyi geçinmek için azami dikkat gösteren ve onlardan habersiz iş yapmak istemeyen bir lider haline dönüşmüştü!
Peki Çeçenler nasıl bir zafer kazanmıştı? Kazanılan zaferden sonra düşmanına esir olan bir devlet hiç görülmemişti! Ama karşıdaki düşman sadece silah değil AKIL da kullanınca böyle oluyordu! Kazandığını sandığın zafer aynı zamanda esaretin oluyordu! Bu örnek tek değildi üstelik! Dünyanın şapka çıkardığı direnişi gösteren Vietnamlılar'ın da Amerikalılar'ı yendikten sonra özgürleşmesi ve büyümesi gerekirdi! Ama orada da işler istenildiği gibi gitmiyor, şanlı bir zaferden sonra yoksul, aç, eğitimsiz, sömürüye açık bir ülke doğuyordu!
Demek ki zafer, gerçekten zafer değilse imzalar atıldıktan sonra savaştıklarınız gelip dümenin başına oturuyordu!
Bizler bunları pek bilmeyiz!
Zafer ve kahramanlık öyküleri hep aklımızın önüne geçer, DUYGULARIMIZLA yaşadığımız için de aklımızı çok zaman nadasa bırakırdık!
PKK sorununda da durum böyle!
Çok kişi de yenilmişlik duygusu var!
Çünkü çözüm istemeyen isimler ısrarla bunu kaşıyor! Çözüm istemediği için de Ankara'nın gittiği yolu göremiyor! Görse de DIŞARIDAN aldığı EMİR bunun tam tersini yapmasını gerektiriyor!
Doğru reçete yazamadığımız için büyüyen PKK, şimdi Irak'a çekiliyor!
Irak, Amerika'nın iki kez müdahale ettiği bir yerdi! Washington, Körfez Harekatı'ndan önce sadece Türkiye, Rusya ve İngiltere'ye bilgi vermeyi uygun gördü! Ne zaman 1990'da!
Demek ki Türkiye bölgesel bir aktördü ama ne yazık ki Ankara bunu görmüyordu! İki harekattan sonra Amerika'nın ne yapmak istediğini Ruslar ve İngilizler görüyor, ancak biz yine ıskalıyorduk! Çünkü işgal edilen bir ülkede EMPERYALİZME meydan okuyacak çok insan bulurdunuz! Bu nedenle Irak'ın bölünmesi gerekiyordu!
1990'dan başlayan süreç bunun içindi!
Bölünme olursa koruma altındaki KÜRTLER emperyalizmle mücadele etmezdi! Siz bakmayın Karayılan'ın emperyalizm karşıtı sözlerine...
Sadece Kürt çocuklarını kandırmak için kullanılan anahtar kelimelerdir!
Amerika tüm Irak'ın düşmanlığını istemediği için en azından Kürtler'i yanına almayı düşündü! Şiiler'in karşılarında olduğunu biliyordu. Bu karşıtlık hızla yükselecek, bir süre sonra da BATI DÜŞMANLIĞI yapan tek ülke olarak İRAN öne çıkacaktı! Sonuçta Amerika'nın operasyondan önce haber verdiği İngiltere Güney Irak'a, Rusya ise Amerika ile birlikte Kuzey Irak'a şirketlerini yolluyordu!
Bize haber vermelerine rağmen buralarda ise kılını kımıldatan yoktu!
Dünya bir rol veriyor ancak biz bunu bırakın kabul etmeyi, ne anlama geldiğini bile bilmiyorduk! Biz anlamayınca da lideri hapiste olan terör örgütü aralıksız saldırıyordu!
İşte bu çarpık anlayışı değiştirmeye kalkan Erdoğan, Özel Paşa ve Hakan Fidan bir anda AVRUPA'nın hedefi oldu!
Çünkü soruna Türk Devleti ilk kez bir teşhis koymuş ve çözümün kendi elinde olduğunu fark etmişti! Bu birliktelik, Amerika'nın bir kanadını da çok rahatsız etti! Türkler'den beklenen bu değildi! Ne kadar çok kan dökülürse bir araya gelmek o kadar zordu!
Planları buydu! PKK'ya destek de bunun içindi!
Ama ilk kez devlet AKLINI kullanmaya başladı! Kürtler'e "Türk olmadan yaşama şansınız yok!" fikrini benimsetti! Öcalan da bunu hemen gördü! Sızan mektubunda içeriyi karıştırmak isteyen aktörleri bir bir sıraladı! Karayılan da "Kürtler'i, Avrupa'nın eline bırakmayın artık!" dedi! PKK destekçisi güçler Kürtler'i kullanıyordu! Türkler ise "kardeşiz" diyordu! İşte bu çatlama, Kandil'i besleyen devleri devredışına itti!
Ankara kendisine silah çeken Kürtler'i tıpkı Ruslar'ın Çeçenler'e yaptığı gibi koluna takıp götürüyordu! Bunu anlayanlar da sokakları karıştırmak için düğmeye basıyordu!
Fazla söze gerek yok! Fotoğraf çok net ortada! Ama bunu görmek istemeyen hatta mümkünse tersine çevirmeye çalışan çok güç var!
Mesela ben ilk kez bir MİT Müşteşarı'nın birçok devletin hedefinde olduğuna şahit oldum! Ne isimler gelmiş geçmiş, çoğunu kısa haberlerde bile görmemiştik! Oysa Müsteşar olmadan önce sorunu çözmek için harekete geçen FİDAN birçok yabancı yayının saldırısı altındaydı!
Demek ki çok doğru işler yapıyordu!
Belli ki MİT de hızla Türkiye için çalışan bir yapıya dönüyordu!
Ancak her kurum için aynı şeyleri söyleme şansımız yoktu! Özellikle muhalefet bilmeden de olsa LONDRA'nın istediği istikamette çıkışlar yapıyordu! "Sınırlarınız içinde sorun varsa, sınırlarınızı genişletin" diyen Hun İmparatoru Atilla'nın ilkesi, içeride birilerini rahatsız ediyordu!
Tekrar ediyorum, canı yanan insanlar böyle düşünmek zorunda değil!
Ama görevi düşünmek ve çözüm üretmek zorunda olanlar engel çıkarıyorsa, işlevlerini sorgulamak ta bizim görevimiz!
Fazla ayrıntıya girmek istemiyorum!
Ama onlar ne demek istediğimi çok iyi anlıyorlar...
Sınırlar değişecek ve genişleyecek...
Siz bunları istemeyenleri okumaya devam ederseniz, daha çok yanılırsınız!
Bölge Türkiye'ye gelirken, siz Türkiye'nin uzağına düşersiniz!
Demedi demeyin!