ABD, tarihinde belki de ilk kez İsrail'e karşı bu kadar sert. Hatta Washington'un en güçlü merkezlerine kadar ulaşan bir iç savaş yaşanıyor. Her koşulda İsrail'in yanında duran, Tel Aviv'in güvenliğini kendi ulusal çıkarlarıyla eşdeğer kabul eden ve İsrail'e yönelik her eleştiriyi siyasi sistemin dışına iten ABD artık yok.
Savaş artık Beyaz Saray çevresinde, Cumhuriyetçi Parti içinde, Amerikan kamuoyunda ve Orta Doğu politikasını belirleyen kadrolar arasında.
Bu nedenle bugün yaşananları yalnızca "Trump ile İsrail arasında geçici bir gerilim" olarak okumak büyük hata olur. Ayrışmanın en önemli cephelerinden biri Suriye. ABD; istikrarlı, yönetilebilir, yatırım yapılabilir ve bölgesel dengeleri bozmayan bir Suriye arayışında. Çünkü İsrail yüzünden 5 kıtada hedef olan Washington, Ortadoğu'dan başlayarak yeni kimlik arayışında. İşte Tom Barrack üzerinden patlayan tartışmanın arkasında da bu büyük fay hattı bulunuyor. Tel Aviv'e göre Barrack, Türkiye'nin çıkarlarını savunuyor. Bu tamamen asılsız bir iddia. Çünkü Barrack, İsrail'in ABD için çok ciddi bir tehlike olduğuna inanıyor. Sadece Barrack mı? Başkan Yardımcısı JD Vance.
Vance'in İsrail lobisinin ABD siyaseti üzerindeki etkisine ilişkin eleştirileri ve kendisine yönelik saldırılara karşı verdiği sert cevaplar, Washington'daki eski ezberlerin sarsıldığını gösteriyor. İsrail lobisine "Cehenneme kadar yolunuz var" ifadesi, sıradan bir siyasi polemik değildi. Asıl kırılma, Vance'in şu çizgide duran yaklaşımıydı: "ABD, İsrail'in oyuncağı değildir." Bu sözün siyasi anlamı, kelimelerin kendisinden çok daha büyük.
Amerikan çıkarları ile İsrail çıkarlarının çatışabileceğini yüksek sesle söylemek çok zordu. Şimdi o tabu yıkıldı. Yeni nesil Cumhuriyetçilerin önemli bir bölümü, "Önce Amerika" çizgisini İsrail meselesine de uygulamaya başlıyor. İran konusunda yaşananlar da iki taraf arasındaki stratejik farklılıkları daha görünür hale getirdi. Washington açısından İran savaşı; enerji piyasalarından küresel ticarete, Amerikan askerî varlığından ekonomik maliyetlere kadar devasa bir yük anlamına geliyor.
JD Vance ve Tom Barrack gibi akımın temsil ettiği ekip, Amerika'nın her bölgesel krizi İsrail'in güvenlik perspektifinden okumaması gerektiğini savunan yeni bir damarın güç kazandığını gösteriyor.
Baskının kaynağı yalnızca siyasetçiler değil. Belki de İsrail açısından en büyük sorun burada başlıyor. Amerikan kamuoyunda özellikle genç kuşaklar arasında İsrail politikalarına yönelik nefret daha görünür hale geldi. Geçmişte İsrail'e koşulsuz destek vermek, Amerikan siyasetinde neredeyse otomatik bir refleks olarak kabul ediliyordu. Artık bu da bitti.
ABD'nin çıkarı ile İsrail'in çıkarı gerçekten aynı mı?"
İşte Washington'daki asıl deprem bu soruyla başladı. Bu soru sorulduğu anda 70 yıllık ezberin temeli sarsıldı.
Çünkü ABD-İsrail ilişkilerindeki geleneksel anlayış, iki ülkenin çıkarlarının doğal olarak örtüştüğü varsayımına dayanıyordu. Oysa bugün çıkarların çatıştığı görülüyor. Washington'da, "İsrail, ABD'den kovuluyor" düşüncesi artık her yerde yankı buluyor.
Parantez
IMF'ye en fazla borcu olan ülkeler listesi güncellendi. Türkiye IMF'ye borcu olmayan ülkeler arasında. Peki Arjantin ne durumda?
Arjantin, diğer ülkelerle arasında büyük fark oluşturarak ilk sırada bulunuyor. Ülkenin toplam IMF borcu 41,8 milyar SDR seviyesinde. Yani yaklaşık 60 milyar dolar.
SÖZDE EKONOMİSTLER
JAVIER Milei, 2023 yılında Arjantin Devlet Başkanı seçildi. Türkiye'de kendisini "ekonomist" olarak lanse eden bazı çevreler Milei güzellemesi başlattı.
Milei'nin birkaç ay içinde Arjantin ekonomisini ayağa kaldırdığı, ülkeyi hızla toparladığı ve hatta "ekonomik güç" haline getirdiğini iddia edenler oldu.
İş o kadar ileri götürüldü ki, Arjantin modeli Türkiye ile kıyaslanmaya başlandı.
Gerçeğin öyle olmadığı ortaya çıktı. Arjantin'de Milei'nin göreve gelmesinden bu yana 30 binden fazla şirket kapandı. Mayıs 2026 verilerine göre yalnızca bir ayda 2 bin 371 işletme faaliyetini sonlandırdı. Bu, günde ortalama 76 şirketin kapısına kilit vurması anlamına geliyor. Ticaret, ulaştırma, depolama ve imalat gibi ekonominin omurgasını oluşturan sektörlerde ağır kayıplar yaşandı. Bir tarafta "ekonomik başarı" söylemi sürerken, diğer tarafta binlerce işletme sahibi ve vatandaş Buenos Aires sokaklarına çıktı.
Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için giderek daha fazla borçlandığı, ailelere verilen kredilerde geri ödememe oranının da ciddi biçimde yükseldiği raporlara yansıdı. Asgari ücretin de 240 doların altına indiği Arjantin'de Javier Milei için siyasi çöküş başladı. Bizdeki sözde ekonomistler ise sus-pus oldu. Her zamanki gibi...