Daha önceki birçok olay bir tür uyarı gibiydi ama Suruç'ta yaşanan son terör olayı, bölgedeki karışıklığın Türkiye'ye de ihraç edilmeye çalışıldığının en açık göstergelerinden.
Çok sayıda gencin bulunduğu bir kültür merkezi bahçesinde yapılan ve 32'sinin ölümüne, 100'e yakının da yaralanmasına sebep olan canlı bombalı saldırı, ciddi bir alarm niteliğinde.
Örgüt tarafından henüz bir açıklama yapılmamış olsa da, vahşi saldırının olağan şüphelisi DAEŞ. DAEŞ, DEAŞ ya da IŞİD. Suriye ve Irak'ta yoğun faaliyetleri olan bu örgütle ilgili olarak Türkiye'de oluşturulmaya çalışılan algı tuhaf. Resmi belgelerde 2013'ten beri 'terör örgütü' olarak geçiyor olsa da, Türkiye'nin DAEŞ'e yardım ettiği ve desteklediği iddiaları birilerinin dillerinden düşmüyor.
Hükümet yetkililerinin açıklamaları da, bunları tatmin etmiyor ve bunun ispat edilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar.
İspat yükümlülüğünün iddia edene ait olduğu kuralı bir tarafa, ağırlıklı olarak sınırlarımız dışında olan bu örgütle alakasızlığı ispat hususunda ne yapılabileceği konusunda da açık bir söz söyleyemiyorlar. Olayın düğümlendiği yer belki de burası. DAEŞ'e destek olunmadığını göstermek için yapılabilecek şeyler sınırlı.
Örgüt Türkiye içinde açıktan faaliyet göstermiyor ve irtibatı olanlarla ilgili olarak gerekenler de yapılıyor. İddia sahipleri Türkiye'nin sınır dışına çıkmasına ise karşılar. Örgütün insan kaynağının Türkiye üzerinden bölgeye gittiği tezi de, esas kaynağın Avrupa başta olmak üzere Batı ülkeleri olması sebebiyle sıkıntılı. O ülkelerden ellerini kollarını sağlayarak çıkarak Türkiye'ye gelenlerin, bölgeye geçişlerine mani olabilmek ise sınır şartları sebebiyle zor.
Mesele o kadar karmaşık ki, mesela bir televizyon programında konuşan birileri 'Türkiye'nin bu örgüte destek olduğu ve terör örgütü olarak değerlendirmediği' yalanını söylerken, son dakika gelişmelerin aktarıldığı alt yazıda Başbakan Davutoğlu'nun "DEAŞ sadece Suriye'ye değil, Türkiye'ye tehdittir" şeklindeki açıklaması yayımlanıyor. Koridor talebi masum değil... Aslında belki biraz utandıklarından lafın tamamını söyleyemeyenlerin dertleri şu:
DAEŞ'e destek olmadığını göstermek için Türkiye'nin Kuzey Suriye'de bir koridor oluşturmaya çalışan PYD unsurlarına, silah ve mühimmat sağlamak başta olmak üzere gerekli her türlü desteği sağlaması...
İşte burada durum değişiyor. Türkiye Suriye'nin toprak bütünlüğünün bozulmasına ve kuzeyinde bir koridor oluşturulmasına karşı. Böyle bir koridoru arzu edenler, Türkiye'nin bu koridora karşı çıkmasını hazmedemiyorlar aslında. Konuyu Kuzey Irak'la mukayese edenler ise, orada zaten tabii bir yapı bulunduğunu, Suriye'deki yapının farklı olduğunu göz ardı ediyorlar.
Suruç'ta katledilen gençlerin üçüncü yıldönümü törenlerine katıldıkları Rojava ise, anlatanların kendilerine göre oluşturdukları bir konu. Suriye rejimi tarafından konjonktürel olarak sağlanan bir imkan olup, halen de belli ölçüde de olsa rejim güçlerinin etkin olduğu Rojava'nın, doğuda Kuzey Irak'a ve batıda Akdeniz'e uzatılması niyeti de, birilerinin sandığı kadar masum bir mesele değil.