TÜRKİYE'NİN Orta Doğu'da ve küresel jeopolitikte yeniden oyun kurucu bir aktör olarak öne çıktığı, bölgesel kader tayin edici hamleler yaptığı kritik bir tarihsel eşikten geçiyoruz. Böyle bir dönemde, muhalefet lideri Özgür Özel'in Türkiye'nin imzaladığı "Mekke Savunması" (veya bölgedeki güvenlik mimarisine yönelik) stratejik mutabakatları ve hamleleri hedef alan açıklamaları, sadece bir siyasi eleştiri olarak geçiştirilemeyecek kadar derin sorunlar barındırıyor.
Türkiye'nin bu coğrafyadaki askerî, diplomatik ve güvenlik eksenli hamleleri doğrudan beka ve sınır güvenliği meselesidir. Mekke, Medine ve geniş anlamda Körfez/Hicaz bölgesinin güvenliği, İslam coğrafyasının kalbi olduğu kadar Türkiye'nin tarihsel ve jeopolitik hinterlandının da ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye'nin bu hatta kurduğu dengeleyici ve koruyucu rol, bölgenin kaderini Batılı emperyalist güçlerin insafına bırakmama iradesidir. Özgür Özel'in sınırlarımızın ötesinde başlayan bu güvenlik kuşağını eleştirmesi, Türkiye'yi kendi kabuğuna çekilmeye zorlamak ve yaklaşan tehditleri sınır kapılarımızda karşılamaya mahkûm etmek demektir.
NE YAPMAK İSTİYOR?
Özgür Özel ve Yeni Parti'nin çıkışları, iç kamuoyuna yönelik sığ bir popülizm ve "iktidar ne yaparsa karşı çık" refleksinin ötesine geçmiyor. Özel, stratejik hamleleri eleştirirken vahim yanılgıların içine düşüyor. Dünyadaki hiçbir büyük devlet, ulusal çıkarlarını sadece kendi fiziki sınırları içinde savunmaz. Özel'in bu hamleleri gereksiz bir "macera" gibi gösterme çabası, küresel siyaset okumasının ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyuyor. Demokrasilerde ekonomi, eğitim veya iç politika sonuna kadar eleştirilebilir; ancak dış politika ve millî güvenlik meseleleri partiler üstüdür. Özgür Özel'in takındığı bu tavır, millî meselelerde ortak bir duruş sergilemesi gereken ana muhalefetin, devletin uzun vadeli stratejileriyle taban tabana zıt bir yere savrulduğunu gösteriyor. CHP'yi bölerek 90 milletvekili ile Yeni Parti'yi kuran, TBMM'de ana muhalefet lideri konumundaki Özgür Özel'in görevi, devletin dışarıdaki elini zayıflatmak değil, millî menfaatlerin arkasında sarsılmaz bir blok oluşturmaktır. Açıkça sormak gerekir: Türkiye'nin Orta Doğu'da alan kazanmasından, savunma ve güvenlik anlaşmalarıyla bölgesel bir kalkan oluşturmasından kimler rahatsızdır?
"SÜTTE LEKE VAR"
Bölgeyi bölüp parçalamak isteyen küresel sömürgeci Siyonist güçler, Türkiye'nin İslam dünyasındaki lider ve koruyucu rolünü hazmedemeyen hasım odaklardır. Özgür Özel'in devletin bu stratejik hamlelerini "problemli" ilan eden açıklamaları, bilerek ya da bilmeyerek, tam da Türkiye'nin bölgede gerilemesini ve yalnızlaşmasını isteyen bu dış odakların değirmenine su taşımaktan başka bir şey değil midir? Siyasi ihtiraslar, millî çıkarların önüne geçtiğinde ortaya çıkan tablo ne yazık ki budur.
Türk siyaseti, her dönem kendine has krizlere, beklenmedik yol ayrımlarına ve sert polemiklere sahne oldu. Ancak son günlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti saflarına geçişinin ardından Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in sergilediği hırçın ve adeta ne yapacağını bilemez hâldeki tutumuna ilk kez tanık olunuyor. Hatırlanacağı üzere, yerel seçimler öncesinde bizzat Özgür Özel, Cemil Tugay'ı göklere çıkarıyor, "Sütte leke var, onda yok" diyerek arkasında duruyordu. Özel artık kendiyle de çelişiyor. Peki, Özgür Özel'i bu kadar kızdıran asıl neden neydi? Bir siyasi parti genel başkanının ekranlar önünde bu denli amiyane ve kontrolsüz bir üslup tercih etmesi, yalnızca bir hayal kırıklığının değil, aynı zamanda ciddi bir siyasi sıkışmışlığın ve ne yapacağını bilememenin dışa vurumudur.