Tehlikenin farkında mısınız? Türkiye, yalan haberlerle, dezenformatif bilgilerle yabancı dijital kanallar tarafından kuşatılmaktadır.
Yabancı sermayeli dijital platformlar ve YouTube, Google gibi mecralar 2026 yılında Türkiye'den 150 milyar liraya yakın gelir elde etti.
Sahip oldukları vergi avantajları, yok denecek kadar az personel ve istihdam maliyetleriyle Türkiye'de ceplerini sınırsızca dolduruyorlar.
Yabancı dijital kanallar bir taraftan Türkiye'nin kaynaklarını sömürürlerken, aile kurumu başta olmak üzere toplumsal ahlakı yavaş yavaş çökertiyor.
Türkiye, yalan haberlerle, dezenformatif bilgilerle yabancı dijital kanallar tarafından kuşatılmaktadır.
Yabancı sermayeli dijital platformlar ve YouTube, Google gibi mecralar sadece geçen yıl Türkiye'den 150 milyar liraya yakın gelir elde etti.
Sahip oldukları vergi avantajları, yok denecek kadar az personel ve istihdam maliyetleriyle Türkiye'de ceplerini sınırsızca doldururlarken, izleyiciye sundukları içerikler ise LGBT propagandası ve özellikle çocuklar ve gençler açısından sayısız risk barındırıyor. Aile kurumu başta olmak üzere toplumsal ahlakı yavaş yavaş çökertiyor.
Bütün bunlar olurken bize de geleneksel medyayı ayakta tutan 3-4 TV kanalını tartıştırıyorlar.
2026 yılında Kanal D ve ATV başta olmak üzere geleneksel TV kanalları sürekli RTÜK tarafından cezalandırıldı.
Gündüz kuşağı programları ve diziler bahane edilerek millî ve yerli televizyonların nefes alamaz hâle getirilmesi kimin işine yarar?
Türkiye'de medya sektörü, tarihin en adaletsiz ekonomik savaşlarından birini veriyor.
Her sabah uyandığımızda telefonumuzda açtığımız, akşam karşısına geçip saatlerimizi harcadığımız yabancı dijital mecralar, Türkiye'den milyarlarca lira kazanıyor. Ancak iş vergilendirmeye, denetime ve yerli üreticiyi korumaya geldiğinde garip, manidar durumlar ortaya çıkıyor.
On binlerce kişiye istihdam sağlayan yerli ve millî kanallarımız, üreticilerimiz devasa bir ekonomik darboğazın içinde yaşam mücadelesi verirken, küresel devler parayı yurt dışına taşıyor.
Mevcut piyasa koşullarına baktığımızda, yerli kanallar ile yabancı dijital platformlar arasındaki uçurum var.
Yerli bir kanal, kazandığı her kuruşun hesabını kuruşu kuruşuna verip ağır lisans bedelleri öderken; küresel mecralar reklam gelirlerini ve abonelik ücretlerini doğrudan yurt dışı merkezli kasalarına aktarıyor.
Yerli kanallara en ufak bir ihlalde ekran kapatma ve milyon liralık cezalar yağdıran RTÜK, iş sınır ötesi dijital platformlara geldiğinde kesilen sembolik cezalar, bu yapıların günlük kazançlarının devede kulağı bile etmiyor.
Türkiye'deki reklam bütçelerinin aslan payı artık yerli medyaya değil, bu küresel algoritmalara akıyor.
Bu gidişat, yerli ve millî medyanın tamamen sessizliğe gömülmesine yol açabilir. Bir taraftan yabancı mecraların ofis açması yetmez; gelirlerin Türkiye'de faturalandırılması zorunlu kılınmalıdır.
RTÜK, yerli kanallara uyguladığı ceza mekanizmalarını, aynı hassasiyetle ve tavizsiz bir şekilde yabancı dijital mecralara da uygulamalı. Kendi medyasını küresel devlerin insafına ve vergisiz kazancına kurban eden bir ülke, uzun vadede kendi kültürel egemenliğini de kaybeder. Nitekim, küresel dijital platformlardaki çocuk istismarı, kumar ve müstehcen içeriklere karşı RTÜK neden sessiz?
Ağır idari para cezaları ve program durdurma kararlarının, kanalları ekonomik olarak yıprattığı gözlenmektedir.
Ağır vergiler ve lisans şartlarıyla devlete bağlı çalışan yerli medyanın cezalarla boğulduğu, yabancı dijital devlerin üzerine gidilememesi eleştirileri artırmaktadır.
Hatırlayalım. 17-25 Aralık sürecinde de millî kanallara yüzlerce ceza veriliyordu.
A Haber'e 300'e yakın RTÜK yaptırımı uygulanarak susturulmaya çalışılmıştı. Bugün 2026 Türkiye'sinde, devletin ve milletin yanında duran yayın organlarına kesilen astronomik cezalar, akıllara ister istemez, "Eski reflekslerle hareket eden bir direnç mi var?" sorusunu getiriyor.
Yaşadığımız günlerde de millî duruş sergileyen yayın organlarının "olağan şüpheli" yapıldığı görülmüyor mu?
RTÜK'ün yerli ve millî kanallara ceza vermesi, tarafsızlığı, ifade özgürlüğü ve medyadaki çifte standart tartışmalarını yeniden gündeme getirme riski taşıyor.
Muhalif kanallara verilen cezalar "hukukun uygulanması" olarak savunulurken, iktidara yakın kanallara ceza gelmesi, "RTÜK'ün denge arayışı mı?" sorusunu akıllara getiriyor.
Sonuç: Birilerinin başka hesaplarla itibarsızlaştırmaya çalıştığı medya, yıllardır bu ülkenin, milletin yanında en ön safta kavga veriyor.
Allah korusun, bir savaş hâlinde, pandemi durumunda, 15 Temmuz benzeri bir ihanet girişiminde Türkiye'nin haklı tezleri vatandaşa nerede anlatılacak?
Algı operasyonları nasıl çürütülecek?