CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Ortadoğu'da 100 yılın tasfiyesi

Eklenme Tarihi 27 Eylül 2013
Ortadoğu, Avrasya-Afrika'da tarihsel ve kültürel yakınlığı olan ülkelerin oluşturduğu bir bölgedir. Arap ülkeleriyle Arap olmayan üç ülkenin (Türkiye, İran ve İsrail) oluşturduğu alandır.
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan bölge İngiltere ve Fransa arasında 16 Mayıs 1916 tarihinde yapılan Sykes-Picot Antlaşmasıyla paylaşılmıştı.
Yanlış çizilen sınırlar yüzünden bölgede 100 yıldır süren terörizm ve istikrarsızlık dünyaya huzur vermiyor.
Bölgenin petrolgaz- kanalboğazlarını küresel güçdevletler kullanıyor. 'Ortadoğu Şeytanı' İngiltere'nin yaptığı gibi bölgede böl ve yönet taktiği yeniden gündeme sokulmuş bulunuyor. Ve 60 yıldan beri bölgede ne oluyorsa hepsinin arkasında hep İSRAİL karşımıza çıkıyor. Ortadoğu'da akan kanın ana sebebinin ENERJİ gerçeği olduğu unutulmamalı. Ortadoğu, dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde 34'üne, petrol rezervlerinin yüzde 70'ine sahiptir.
Böyle bir siyasi ve ekonomik tablo var karşımızda.
Peki, İngiltere ve Fransa tarafından çizilen Ortadoğu sınırları değişecek mi? Sykes-Picot çöpe atılacak mı? Arap ülkelerindeki devrimlerin önü neden kesildi? İsrail'in Yinnon stratejisi kapsamında İslam dünyası Balkanlara dönüştürülecek mi? Irak'tan sonra Suriye ve Mısır bölünecek mi?
Bu bölgesel tablo üzerinde oynayan küresel güç odakları-devletler Ortadoğu'yu kendi çıkarları doğrultusunda nasıl dizayn etmeye çalışıyor? sorusuna cevap bulmak için, Doğu-Batı Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ömer Özkaya ile konuştuk.
Uluslararası Stratejist Ömer Özkaya, İngiltere Başbakanı Cameron'un Nisan 2011'de Pakistan'da (Dünyanın pek çok sorunun arkasında İngiltere var) dediğini vurgularken, Ortadoğu'da sonu gelmez gerilimlerin eski İngiliz koloni ve manda bölgelerinde yaşanması tesadüfî değildir" yorumunda bulundu.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye'ye karşı kurulacak Avrupa-İsrail ittifakı, Rus ve Amerikan devleti içindeki derin odakların da desteğiyle, Türkiye'nin iç dinamikleriyle oynamaktadır.
Gelişmeler, dünya enerji havzası Ortadoğu'da etkin olanların, dünyanın idaresinde etki sahibi olacağını göstermektedir. Türkiye ise gerek Kuzey ve gerekse Güney enerjisinin Avrupa'ya ulaşmasında vazgeçilemez ve by-pass edilemez bir konumdadır. Türkiye'nin bu jeopolitik konumunu 'Derin Avrupa'ya karşı "faydalı" bir şekilde kullanabilmesi için, iç birliğini sağlaması gerekmektedir.
Türkiye'nin siyasi-ekonomik potansiyeli, Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika'daki siyasi değişim ve reformları sürekli desteklemeyi başaracak güçtedir.
Siyasi uyanışların başarılı olabilmesi için aynı zamanda ekonomik bir uyanış da sağlamak için çalışmalıyız. Türk diplomasisi bölgesel ekonomik bütünleşme stratejisini takip etmelidir.
Ortadoğu ve Afrika'da, 'orta direk' yok.
Halkın çok önemli kesimi fakir ve geriye kalanları yöneticilere yakın zenginlerdir.
Türkiye'nin hedefi, Almanya kadar otomobil-jet-motor üretmek, Çin kadar ucuz mallar imalatına yönelmek olmalıdır.
Dolayısıyla, Türkiye bu bölgelerdeki 'orta direk'in oluşum ve yaşamasında kılcal damarları kurmalıdır.
Bölgesel istikrarsızlık, "İsrail ve İran'a hizmet Eder" gerçeği akıldan çıkarılmamalı. Ortadoğu'nun toplumsal fay hatlarıyla oynanırken, Türkiye'nin bu gelişmelere karşı çok dikkatli olması gerekiyor.

Sonuç:
Ortadoğu'da köprülerin altından çok sular akacak. Yeni dünya düzeninin kuruluşu, 2030'lara kadar sürecek.
Bu gerçekler ışığında, bölgesel liderliğe oynayan Türkiye, vizyonda 'emperyal',askeri ve ekonomide, 'MİLLİ' yapılanmayı, "olmazsa olmaz" bir kural bilerek yoluna devam etmeli. Son 10 yıldır savunma sanayiine verilen destek ve kendi ekonomik elitini oluşturma çabaları, bağımsızlığa giden yolda önemli bir aşamadır.