Ortadoğu'da yaşanan küresel değişimden, dünya düzeni yeniden dizayn edilirken, yaşanması yüksek senaryoları değerlendirmek için, gelişmelerin başlama ve devam ettirilme aşamalarını bilmek gerek.
Doğu-Batı Enstitüsü Başkanı, Ortadoğu stratejisti Ömer Özkaya, yaşanan olayların çerçevesini şöyle analiz etmektedir: "Olaylara öncelikle makro açıdan bakalım. Değişen Dünya Ekonomi Haritası dönemindeyiz.
Burada bir benzetme yapalım.
Osmanlı döneminde akıl hastanesine yatırılan bir hastanın tam olarak iyileşip iyileşmediğini anlamak için önüne bir posteki konulur, 'bunun kıllarını sayarsan seni serbest bırakacağız' denilirdi. O hasta kılları saymaya kalkarsa ebediyen orada kalırdı.
Küresel düzenin önümüze attığı bir post var. Akıllı davranmak zorundayız.
100 YILLIK PERİYOTLAR
Geriye doğru 400 yıl geçmişe baktığımızda, sanki Allah 100 yıllık bir salınım düzeni koşmuş ve 100 yılda bir yeni bir dünya kuruluyor.
1715'te İspanya Veraset Savaşları Anlaşması imzalandı.
Bu anlaşma, yeni bir dünyanın kuruluşuydu.
Bu dünyanın üzerinden yüzyıl geçti, 1815'e geldik: Viyana Kongresiyle 1715'te kurulan dünya yıkıldı, 1815'te yeni bir dünya kuruldu.
Bu dünya da yüzyıl yaşadı, 1915'te 1. Dünya Savaşı'nı yaşadık. Yeni dünya düzeni kuruldu.
1915-2015; üç yıl kaldı.. Adı ne olursa olsun şu sıralar yaşadığımız bütün gelişmeler kurulmakta olan yeni dünyaya ilişkin kavganın görüntüleri.
Önümüzdeki üç-dört yıl içinde yeni bir dünya kurulacak.
Türkiye de bu yeni kurulan dünyada masanın başında olmak istiyor. Hakkında karar verilen değil, karar alan devletlerden birisi olmak istiyor. İşte,bu gelişmelerin sıkıntısını 2012 yılında yaşıyoruz. Bir-iki yıl daha sıkıntılı geçecek''
DİPLOMASİNİN DİLİ
Diplomasinin incelikli dilini bilenler, ülkelerden ve etkili isimlerden gelen açıklamaları ayrıntılı biçimde yorumlama şansına sahip olacaktır.
Konuşanlara bakalım. En çok İran sözcüleri devrede.
Suriye kan gölüne dönmüş, yüz bine yakın Suriyeli Türkiye'deki kamplara sığınmış, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika sözcüsü Hüseyin Nakavî "Ankara Suriye'ye müdahale edeceğine kendi içişlerine yönelsin" diye konuşabiliyor. İran-Suriye cephesinin, PKK'nın taşeronluğunda Türkiye'ye yönelik bir taciz operasyonu yapılmış, bu söz, Gaziantep saldırısı hakkında söyleniyor.
Geçenlerde, İran Genelkurmay başkanı... Türkiye'yi terörle tehdit etmemiş miydi? "Şam düşerse Tahran nereye yaslanacak?" diye kaygılanan İran 'dan rahatsız edici açıklamalar bunlar.
Fransa, Türkiye'nin Suriye üzerinde çok etkili olmasından rahatsız, öne çıkmak için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni 30 Ağustos günü Suriye özel gündemini konuşmak üzere toplantıya çağırıyor.
Ortadoğu uzmanı İngiliz gazeteci Robert Fisk, Esad'ın 2013 yılında gitmesi konusunda Amerika ve Rusya'nın uzlaştığını yazıyor.
Rusya'nın uluslararası stratejisti Aleksander Dugin, "yeni Ortadoğu haritasında Türkiye'ye bir pay bırakılmadı. Tam tersi Türkiye'nin topraklarında Kürdistan'a ve Ermenistan'a yer verilmiş" yorumunda bulunuyor.
Amerikan heyeti Ankara'da, Suriye için yeni yöntemleri tartışıyor, ama Kuzey Irak'taki, Kandil'deki PKK beyinleri için bir harekette bulunmuyor. Perde gerisinde İsrail var, İngiltere var, Almanya var. Onlara dokunan yok.
Esad gitmemek için etrafı ateşe veriyor. PKK diriltiliyor, Suriye cephesi açılıyor. PKK'ya 30 yıldır ekonomik, askeri, istihbarat desteği verenler ve 30 yıldır karşımızda tutanlar, yeni dönem için PKK'ya taşeronluğu yine vermiş bulunuyorlar.
SONUÇ:
Tüm bu gelişmeler Suriye olayının bir Ortadoğu sorunu olmadığını, uluslararası çok önemli bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
Ortada çok açık ve net bir stratejik savaş durumu söz konusudur. Taraflar, satranç tahtasının başında, çok tehlikeli hatta ölümcül bir oyun oynamaktadırlar.
Oyunun içinde olan küresel güçler ve istihbarat servislerine karşı, Türkiye'nin en sağlam duracağı günleri yaşamaktayız. Bunun da yolu yeni yüzyıllık periyoda hazırlıklı olmaktan, birlik içinde bulunmaktan ve sağduyulu hareket etmekten geçmektedir.