Türk bayrağının renkleriyle başlatılan kampanyanın insana yeni bir heyecan, yeni bir ruh verdiğine işaret etmeliyim.
Geçen haftalarda İngiliz Gıda devi United Biscuits'i satın alarak, küresel bir marka haline gelen Ülker grubunun çok başarılı bir performans çizen başkanı Murat Ülker'in 70'inci yaş pastasını keserken verdiği resimler, uzun zaman akıllardan çıkmayacak mesajlar içeriyor. 1944 yılında pötibör bisküvi üretimi ile yola çıkan ve bugün gıda alanında dünyanın sayılı şirketleri arasında yer alan Ülker grubunun vefakâr-cefakâr temel direği Sabri Ülker'in hayatı geçti gözümün önünden.
70 yılda küçük bir imalathaneden bugün küresel bir marka haline gelişin arkasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin dinamizmini hissettim.
İngiltere ve Avrupa'nın en çok sevilen bisküvi markalarını bünyesinde barındıran United Biscuits'in satın alınması, bu hamle ile dünyanın 3. büyük bisküvi şirketi konumuna gelen gurubun 4 milyar insanın yaşadığı bir coğrafyada faaliyet gösteriyor olması Türkiye Cumhuriyeti'nin hayatiyetine örnektir.
70 yaş çok önemli bir mihenk taşı.
Kökünden gelen özelliklerini kaybetmeden güne ayak uydurabilmenin ve köklü ama genç bir marka olarak kalabilmenin bir onur belgesi var ortada.
Arkasında 1920 yılında Kırım'da doğan Sabri Ülker var. Çocukluk dönemi, Kırım'daki Sovyet ihtilalının etkisiyle oldukça zor geçti. Kırım'da yaşanan sıkıntılara dayanamayan ailesi 1929 yılında İstanbul'a göç etti. 9 yaşında İstanbul'a gelen Sabri Ülker'in hafızasında o günlerin izi hiç silinmedi. O günleri şöyle anlatmıştı: "Çok acılı anlarımız, günlerimiz ve aylarımız geçti. Unutmak mümkün mü? Bütün bağ, bahçe ve tarlalara el konularak 'Hepsi devletindir, baştan dağıtacağız' dendi. Güzelim bağ ve bahçeler tanınmaz hale geldi. Eğitimli, çalışkan ve kendi düşüncelerinde olmayan insanları Urallar-Sibirya'ya sürmeler ve toplu kurşuna dizmeler başladı. Dr. Jivago filmindeki sahneler her tarafta yüzlerce defa tekrarlandı. Babamızı ve bizi defalarca bu sürgün kafilelerine soktular."
Anadolu kaplanları
Sabri Ülker, İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Türkiye'nin temel taşlarından birisini atıyordu. Ağabeyi Asım Ülker'le birlikte bisküvi üreteceklerdi. Nohutçu Han'daki atölyede kendi bisküvi işlerini kurma kararına vardılar.
Sabri Ülker daha sonra o günleri şöyle anacaktı: "Tahmin edersiniz 1944'te, 2.
Dünya Savaşı'nın sorunlarını yaşayan genç cumhuriyetimizde üretim aletlerini bulmak çok zordu. 100 metrekarelik alandaki kazanları, kepçeleri, kalıpları, arkada duran fırını ve diğer aletleri tek tek inceleyerek 'Bu işi başarmalıyım' dedim.
Aslında bu işi başarmaları iki kardeş için gerçekten mucize gibi bir şeydi. O mucize gerçekleşti. Türkiye dahil 10 ülkede üretim yapabilen, 54 fabrika ve 300 markası olan, 80'inin üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren Ülker, Türkiye Cumhuriyeti'nin hayatiyet damarlarını gösteriyor.
Mütevazı bir hayat: Sabri Ülker'in iş hayatındaki başarısının ardında, mutlu özel hayatının da büyük etkisi vardı. Sevgili eşi Güzide Hanım'la mütevazı bir yaşam seçtiler. Ve çocuklarını da, torunlarını da mütevazı yaşam biçimine özendirdiler.
SONUÇ: Rahmetli Sabri Ülker'in başarısına bakınca, Anadolu kaplanlarını görüyorum. Güçlü bir sermaye, Anadolu kaplanları var. İstanbul sermayesinin bayiliğiyle yetinmeyip kendi memleketlerinde fabrikalar kurdular. Devlet desteğiyle büyümüş İstanbul sermayesinin karşısına, küresel ve devlet yardımına muhtaç olmayan "bir ekonomik güç"le çıktılar.
Küresel milli adam Murat Ülker'le 1OO üncü yıl yaşı da Türkiye Cumhuriyet'i sanayisinin gurur tablolarından birisi olacaktır.