Pek az gündeme getirdiğimiz çok önemli bir olgu var: Küresel şirketler.
Son 50 yılda çok güçlendiler.
Hemen bütün ülkelerin yönetimlerini, dünyanın gidişini belirleyerek, âdeta dünyanın gizli patronu haline geldiler. Bugün küresel şirketler, dünya ekonomisinin toplam cirosunun yüzde 60'ını gerçekleştiriyor.
Daha küçük bir grup, yine iç içe geçmiş 150 firma dünya ekonomisinin yüzde 40'ına hâkim.
Sonuç itibariyle, küresel şirketlerin arkasındaki bir avuç elit, aileler (BARON) hedeflerine ulaşmak için, birlikte hareket ediyor, planlarını önceden yapıyor, hükümetleri, medyayı satın alıyorlar; savaş dâhil her araca başvuruyorlar.
Kim mi bunlar?
Wal-Mart (ABD), BritishPetroleum-BP (İngiltere), Exxon-Mobil (ABD), Royal Dutch/Shell Grup (İngiltere/ Hollanda), General Motors (ABD), Ford Motor (ABD), Daimler Chrysler (Almanya), Toyota Motor (Japonya), GeneralElectric (ABD), Siemens AG (Almanya), Standart Oil (ABD), Kodak AEG (ABD), Unilever (Hollanda), Bayer (Almanya) gibi şirketlerin ismini sık duyuyoruz.
Siemens'in Türkiye ilgisi
Bu 'stratejik çerçeve' içinde, Alman devi Siemens AG'nin, Türkiye ajandasından bahsetmek istiyorum. Tüm dünya çapında, Siemens ve alt firmaları 190 ülkede tahmini olarak 500 BİN kişi çalıştırmaktadır. (2012 yılı satışları 78,3 milyar Euro (200 milyar TL), Türkiye'nin 2012 bütçe geliri 330 milyar lira) Bugün dünyada etkili bu devin yönetim kurulunda Sabancı Holding Başkanı Güler Sabancı bulunmaktadır.
Merhum Vehbi Koç, Siemens'i Türkiye'ye nasıl getirdiğini, 'Hayat hikayem' kitabında şöyle anlatmaktadır: ''1942 yılında kablo işine girdim. 1953 yılında Siemens'in acenteliğini aldım. Bütün hedefim, Siemens'in Türkiye'ye yatırım yapmasıydı. Bunun için şirketin patronu Ernst Von Siemens'in Türkiye'ye gelmesini sağlamaktı. 1959 yılında Von Siemens'in yanına gittim. Bir yıl sonraya, 25 Mayıs 1960 günü İstanbul'a gelmesini kararlaştırdık.
1960 yılının Nisan ayından sonra Türkiye'de politik hava karıştı. Von Siemens'ten bir telgraf aldım. İstanbul seyahatinin politik durum nedeniyle yapılıp yapılmamasını soruyordu. Çok düşündüm. Bu düzeydeki adamın programı bir defa ertelenirse bir dahaki zor olabilirdi. Sorumluluğu üstüme aldım, 'geliniz' dedim.
Von Siemens, 25 Mayıs'ta İstanbul'a geldi. Divan'a yerleşti. 27 Mayıs ihtilali oldu. Nasıl gönderirim diyerek, sabaha kadar uyumadan, düşümdüm, düşündüm. İstanbul valisinin yardımıyla 27 Mayıs'ta özel bir uçakla Almanya'ya gönderebildim.
İş durdu. Siemens'in Türkiye'de fabrika kurmasını ancak 1963 yılında karar verdik.
1966 yılında fabrikayı işletmeye alabildik''
Kader ağında: Güler Sabancı
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 24 Ocak 2013'te Almanya'nın dev kuruluşu Siemens AG Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.
Avrupa'nın ve dünyanın en büyük teknoloji Holding'in beyin kadrosuna Güler Sabancı'nın seçilmesi hem Sabancı Holding hem de Türkiye açısından gurur verici bir duruma işaret ediyordu. Güler Sabancı, duygularını şöyle açıklamıştı: "Şirket Başkanı Cromme'a sordum: Beni niye yönetim kurulu üyesi olarak düşündünüz?"
Siemens Başkanı, 4 temel sebep var dedi ve sıraladı: Seni tanıyor, izliyoruz.
Uluslararası iş dünyasında saygın bir yerin ve kimliğin var. Türkiye gelişen bir Pazar. Gelişmekte olan ülke tecrübesine sahip olman bizim için çok değerlidir. Sabancı gibi bir aile şirketinden geliyor olmanın yanı sıra kadın olmanın çeşitlilik açısından çok katkı yapıyor oluşu...'' SONUÇ: Nereden nereye? Kader mi? desem. Tesadüf mü? desem. Yoksa 'stratejik aklın eseri' mi? desem...
Merhum Vehbi Koç'un Türkiye'ye getirdiği Avrupa'nın - Almanya'nın dev kuruluşu Siemens, yönetimine Güler Sabancı'yı getirerek, stratejik bir hamle yapıyor. Şu kesin, dünyadaki olaylar tesadüfen olmaz.